GALATASARAY iyiyse BİZ DE iyiyiz…

0
459
- Reklam -

Dün gece uzun müddettir ilk defa bir maç sonu gecesi hem de geç olmasına rağmen huzurla uyudum. Neden biliyor musunuz?

Çünkü Galatasaray bizim için hayat biçimi.

Çünkü bu sevda, bize büyüklerimizden geçti.

- Reklam -

Çünkü 16 maçlık kâbus, çok şükür ki geleceğe dair umutlarımızı yeşerterek bitti.

Bize babadan, hatta dededen geçen bir miras Galatasaraylılık. Dün sosyal medyadan yaptığım paylaşımı okuyanlar görmüştür. Tarihin gördüğü en naif, en değerli amigolardan biri belki de birincisi ile büyüdüm çocukluğumda. Çok şanslıydım; çünkü Galatasaray nedir, nasıl bir sevgidir? Rahmetli Dedemin mahalleden arkadaşı olan Karıncaezmez Şevki’den kaldı bize. Çocukluğumun geçtiği, İstanbul Fındıkzade’de, akşam olup da mahalleye döndüğünde, hayal meyal meşhur arabasını hatırlıyorum. Onun anlattıkları, “arabacı takımı” taraftarı olan dedeme rağmen beni Galatasaraylı yapmaya yetmişti. Galatasaraylı olmayı, üzülmeyi, sevinmeyi, mahalledeki birçok çocukla birlikte hep ondan öğrenmiştik. İşte biz de onun gibi, kötü sonuçlarda o gece uyuyamayız. Yürürken, konuşurken, su dahi içerken, bazen hafta boyu tüm o müsabakayı kafamızda tekrar oynar, üzülür, çıkaracağımız dersleri düşünürüz. Kazandığımızda mutluluktan çevremize neşe saçarız. Benim gibi böyle düşünen milyonlarca Galatasaray taraftarı olduğuna inanıyorum.

****

Evet, zordur Galatasaraylı olmak. Bazen bir ziyarette maçı izleyememekten ötürü olduğun yerde kıvranırsın ya da sonucunu öğrenemedin diye. Bazense akşam bir türlü gelmez, vakit geçmez, hayatta en çok sevdiğin sevgiliye kavuşmak için. Klasik sorulan, ıssız bir adaya düşsen hangi üç şeyi yanına alırsın sorusunda, içinden bu isteklerden biri Galatasarayla ilgili en ufak bir şey olanlar yok mudur aranızda?

Böyle bir sevgilinin sevdalıları benim gibi bu sezonun ilk yarısında çok acı çekti. Dün gece derin bir ohh çekenler olduğunu hissedebiliyorum.

Şunu peşinen belirtmekte fayda var; bizim gibiler şampiyonluklar için değil o renkleri yan yana görmek, başarılarıyla sarhoş olmak, derdiyle dertlenmek için severiz Galatasaray’ı. Günümüz seyircisi gibi, başarıyı odağımıza almaz gönül bağı taşırız. Onun içindir ki armaya olan en ufak bir saygısızlığı dahi ailemize yapılmış gibi sayar, tepki veririz.

Dün geceye sadece, oynanan güzel bir oyun sonucu alınan galibiyet olarak bakmamak gerekiyor. Ruhunu hiç uğruna satanların bulunduğu bir iklimde, dosta güven düşmana korku veren 500 yıllık kültürün ve 115 yıllık çınarın ayak sesleridir aynı zamanda. Bizleri ayağa kaldırıp yine bayraklar ile koşturacak hislerin kıvılcımıdır. Ben buna yürekten inanıyorum…

İster 5, ister 15 olsun puan farkı. Açıkçası her ne kadar Mayıslar bizim de olsa şampiyonluktan ziyade, bizi mutlu eden, heyecanlandıran hop oturup hop kaldıran, tribünlerde, salonlarda marşlar söyleten Galatasaray’ı izlemek isterim hep.

Öyle ya, Galatasaray iyi ise bizler de iyiyiz…

Sadece bir maç değil

Dün oynan oyunun teknik taktik ve diğer analizlerine girmek istemiyorum. Benim için sadece 3 kıstas var: Gençlik, hırs ve hız!

Dün oynanan oyun, bize önümüzdeki 5 ay için ışık tutuyor. Yapılacak şeyler hakkında ipucu veriyor. Tabii birçoğunuz bunları en az benim kadar biliyorsunuz. Ama hepsinden önce, maalesef üstünü kapatamayacağım bir konu var:

O zeminin hali nedir? Madem Galatasaray’ın her kuruşu değerli, milyon Eurolar verdiğimiz oyuncuların sakatlanma riski doğuran zemin, nasıl bu hale gelir? Bu stadın müdürü veya yetkilisi dün maçı izlerken hiç mi utanmadı? 2013 yılında Juventus ile oynadığımız Şampiyonlar Ligi maçında maçını erteletecek kadar yağan kar bile zemini bu derece bozmadı. Bu nasıl olur? Zaten sakatlıktan muzdarip olduğumuz bir sezonda olabilecek yeni bir sakatlık veya sıkıntılı geçen senede zeminden kaynaklanan olası bir puan kaybı için savunma ne olabilirdi? Bu işin sorumlusu her kimse, derhal hesabı sorulmalı ve acilen gerekli önlemler alınmaldır.

Galatasaray ne yazık ki üç sene evvel Beşiktaş Jimnastik Klubü’nün düştüğü hataya düştü ve kazanılan iki şampiyonluğun ardından, alması gereken radikal kararları alamadı. Bekler, orta saha ve kanatlarda, genç, başarıya aç, hırsı ve özgüveni olan oyuncuları kadroya katamadı. Sezon başında çok iyi görünen kadro, biraz da doymuş kiralık oyuncular ve gene başarıya doymuş kadrodaki mevcutların sayesinde istenen seviyeye bir türlü çıkamadı. Koca bir ilk yarı düşünün, Galatasaray dün geceye kadar 16 maçta sadece 18 gol atmış. Maç başı 1,13 gol! Bu maçtan sonra ise ortalama 1,35 gol.

Oysa, bu sene hariç tutulduğunda, son beş sezonluk gol ortalaması baktığımızda tam 2 gol. Hem de elinde Falcao gibi bir dünya yıldızı varken, bu ortalamaya yaklaşamamışız bile!

Geçtiğimiz iki sezonda, Galatasaray’da oynayan, Gomis ve Diagne gibi, Türk futbolunda üst üste iki kez yabancı oyuncu gol rekorunun kırılmasının ardından yaşanan bu dramatik düşüş çok ilginç.

Türkiye ligi örneğinde olmak üzere gelişmekte olan liglerde hız, gol üretiminin ana unsurudur. Biz bu unsurdan bu sezon çok uzağız. Kanat ve bekler hızlı değil. Durağan,  alan değiştirmeyen hücum oyuncuları ile bu sonuç kaçınılmaz. Galatasaray’a yakışıyor mu? Elbette hayır.

Oyuncular hem hareketsiz, hem yaşlı hem de yavaş olunca her hücum mehter marşı gibi iki ileri bir geri şeklinde gerçekleşiyor. Bu ortamda dikine oynayan ama aynı zamanda hırsını, azmini takdir ettiğimiz Ömer’in yıldızlaşması tesadüf değil. Dün ona uyan Taylan da olunca orta saha hareketlendi ve rakibi çabuk çözdü. Dinamik üç isim; Lemina, Taylan ve Ömer; İşte yapılması gereken transferlerin anahtar isimleri.

Taylan’a bir parantez açmak lazım. Henüz 24 yaşında ve parlak bir kariyere göz kırpıyor. Allah ona futbol için çarpıcı meziyetler ve uygun bir fizik vermiş. Ama ne olursunuz, onu zamanından önce bulutların üstüne çıkarıp sert bir düşüşle futbol sahnesinden silinmesine yol açmayalım. Bugünden sonra, bugüne kadar yaptığından çok daha iyisini yapmalı ve çok daha fazla çalışmalı. Herkes Fatih Hoca’ya tepki gösterdi ama Florya’da neler yaşandığını bilenimiz çok azdır. Bırakalım hoca yılların deneyimi ile onu nasıl kullanacağına kendi karar versin. Zira dünkü muhteşem oyuna rağmen ileride yine yedek kalma ihtimali olabilecektir.

Belki dünkü maçta bir değil birkaç oyuncu kazandık. Örneğin, Seri. Umarım bu oyununu sürdürür ve kalır.

Yapılacak transferleri önemsiyorum ancak benim için 2020 yılı şampiyonluğundan evvel önemli olan hedef, belirli bir zaman periyodunun ardından UCL’nin kazanılabileceği yapının oluşturulması. Bu sebeple artık günübirlik politikalardan, yerel ligdeki kısır tartışmalardan çıkıp, geleceğin ve bu hedefin inşasına uygun çalışmalar yapılmalı. Bir lider, etrafında iki veya üç, otuz yaş üstü tecrübeli oyuncu ve gerisi gençlerden oluşan bir ekip. Muslera ile Falcao’nun bu kontenjandan ikisini dolduruğu gözönüne alınmalı. Tabii böyle bir yapıda Fatih Hoca’nın en fazla iki yıldan sonra saha içindeki aktif taraftan, yöneten ve koordine eden tarafa geçmesi gerekiyor. Onun yerine de mutlaka onun gibi Galatasaraylılığından şüphe duymayacağımız onun gibi hırslı ve Türk futbolunu bilen genç bir isim olmalı. Herkesin olduğu gibi benim de aklımda bazı alternatifler var ama dillendirmek için henüz erken. Kesin olan şu an çevresindekiler içinde bu kişinin olmadığı.

Transfer ve gelecek planı yapmak için Ocak ayı takdir edersiniz ki yeterli ve geçerli bir zaman değil. Basit planlamalar bile mümkün değil. Hele ki yönetimin yaşadığı zorlukları düşününce.

Ama kolları sıvayıp bugünden itibaren aksiyonlar alınmalıdır.

Gerek altyapıda gerekse yurtiçi ve gurbetçi verileri taranıp karakteri ile de uygun olabilecek oyuncular kadroya katılmalıdır. Şans verilmeli ne yapıp edip gençlik aşısının tutması sağlanmalıdır.

Devre arasına kadar sabrettiğimiz ve dün olmaması bizi sahada ileri iten isim Belhanda ve benim için artık umutsuz bir vak’a olan Feghouli devrearası kampına bile bırakılmadan gönderilmeli. Dün sahada Galatasaray adına en verimsiz futbolcu kim dersem herkesin cevabı malumun ilanıdır. Göstergeler ortadadır. Açık ve seçik yazıyorum. Bu iki oyuncu Galatasaray’a ihanet etmiş ve belki de dışarıdan manüple edilmiştir. Yetersiz olan iki bekten ki Yuto’ya sempatim olmasına rağmen, futbolda dün yok bugün vardır ilkesinden yola çıkılarak veda edilmelidir. Zira, Mariano karşısında bundan sonra Tarık gibi “yumuşak” oynayan bir oyuncu bulamayacak. Selçuk jübile mi yapar, Florya’da pastane açıp doğumgünü pastaları mı imal eder bilemem ama artık yeşil zeminde yeri kalmamıştır. Nzonzi ise beğenmediği ligimizden çok beğendiği Fransa’sına doğru uçuşa geçebilir. Babel, tüm eksilerine rağmen halen kafamda soru işareti. Umarım ona da en uygun formül bulunur.

Bu saatten sonra şu gelmiş bu gitmiş değil kim fayda verecek ve ne kadar fayda sağlayacak tarafından bakmak gerektiğine inanıyorum. İsimler değil yetenek ve karakterin sahaya yansıtılacağı ortamın sağlanmasına çalışılmalıdır. Bu arada eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı deyimini aklımızdan çıkarmamakta fayda var. Melo istisnası ile..

Yeni bir takvim yılının yeni umutlar ile beraber Galatasarayımıza ve bize mutluluklar getirmesini temenni ediyorum.

Ne demiştik? Galatasaray iyiyse bizler de iyiyiz.

Hoşçakalın…

Twitter: https://twitter.com/byymiralay

Blog’un kuruluş amacı ve isim hikayesi için https://www.3numaraliuye.com/3-numarali-uye/yazısını mutlaka okuyun!

- Reklam -

Yorum bırak

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen buraya adınızı yazınız