İsyansız Galatasaray
Galatasaray 21. şampiyonluğuna doğru ilerlerken deplasman maçlarında ciddi sıkıntı çekti. Geçen yıl bu sıkıntının Tudor’un deplasman maçlarından aşırı ürkmesi ve Galatasaray’ın büyüklüğünü bilmemesinden kaynaklandığını düşünüyordum. Sonra Fatih Terim geldi fakat sıkıntı şampiyonluk serisine kadar bir süre çözülemedi. Ta ki son düzlükte deplasman maçlarında takıma şampiyonluk getirecek istenen skorlar alınmaya başlayana dek.
Galatasaray bu sezona zayıf Ankaragücü’nü deplasmanda mağlup ederek başladı. Ancak sonrasında Trabzonspor ve bugün de Akhisarspor mağlubiyetleri geldi. Sıra deplasmanlara geldiğinde skorlar hezimete varıyorsa, oyunlar galibiyete uzak duruyorsa hocanın da artık bu duruma katkısı var demektir. Bu yüzden artık Fatih Hoca’nın bu deplasman oyunlarındaki soruna bir çare bulması lazım (Hatta Ali Sami Yen’deki maçların ilk yarısındaki tutukluğa da bir çare bulması lazım.) ki Galatasaray mağlup duruma düştüğünde rakip taraftar üç üç çekebilme rahatlığına giremesin.
Bence bu maç özelinde en büyük mesele rehavetti. Maçın başında diğer deplasman maçlarına göre daha fazla pozisyon buldu Galatasaray. Ancak bu pozisyonları ciddiyet içinde kullanmadı, ki kullansaydı kazanan hatta “farkla” kazanan olabilirdi. Ama 0-0 oynanırken gerekli oyunu ortaya koyamıyorsanız zaten galip gelseniz de bir sıkıntı vardır. Aslında bu maç gerekli uyarıları ofsayt olan gol iptal edildiğinde vermişti. Bunun ertesinde Galatasaray gerekli agresifliği gösteremedi. Fatih Terim kendisi de maç öncesinde rehavetten korktuğunu söylemişti ama bu maçta kendisinde de bir rehavet vardı, ilk yarı içinde ve ilk yarı bittiğinde oyuna müdahale etmemesi bunu açıkça gösteriyordu.
Fatih Terim deplasman meselesine inanmadığını söyledi. “Haklıdır” demek istiyorum ama ne yazık ki diyemiyorum. Galatasaray iç sahada yine deplasman maçlarındaki kadar pozisyon verdi ama hep daha fazla hücum etti ve daha fazla gol attı. Aradaki fark ne derseniz kompakt hücum preslerin deplasmanda olmadığını görüyoruz. Burada kim ne derse desin taraftarın katkısı var. Bu hücum preslerde taraftarlar takım adına itici güç olurken, diğer takımları ciddi baskı altına alıyordu. Dışarıda bu gücün saha içinde olması gerekir. Sahada baskıyı başlatan, kaptırılan topları hemen kapan, hızlı atak başlatan oyuncular olması ve takımın geri kalanının buna eşlik etmesi gerekir. Ancak nasılsa kazanırız havasına bürünürseniz deplasmanda rakip taraftara alay konusu olursunuz.
Feghouli
Geçen yıl Feghouli’inin eksikleri olduğunu yazdım. Takımın en fazla kazanan oyuncusu olmasının karşılığını vermediğini de biliyoruz. Ama Sinan’da olup da Feghouli’de olmayan çok şey yok açıkçası. Feghouli en azından Başakşehir maçında, Beşiktaş maçındaki gibi ciddi sağ kanat organizasyonlarına katkıda bulunup Linnes ve Mariano’ya ofansif olarak katkı sağlamaları için katkı sunuyordu. Arka planda bir sıkıntı varsa Feghouli’den tamamen vazgeçildiyse saygı duyarım. Ama durum bu kadar büyük değilse ve bu oyuncu potansiyel satılacak oyuncuysa paslandırmamak lazım. Eğer Feghouli’den vazgeçildiyse hiç oynamasın, yok eğer oynayacaksa oyuna girdiği iki maçta oyuncuyu kazanacak skorlar yoktu sahada. Evet Feghouli satılsa, gelen para kullanılabilse iyi olurdu ama madem elimizde en azından devre arasına kadar faydalanmak lazım.
Eren-Onyekuru
Fatih Hoca sadece Eren’e bağlı kalmamak ve faklı bir oyun bulmak adına Onyekuru’yu santrfora çekerek başladı. Ancak Galatasaray takımı Eren varken de santrforunu topla buluşturmakta zorlanıyordu. Eren yüksek toplarda etkili olursa top alıyor, alamazsa defansif katkılar yaparak takımına destek oluyordu. Gol olana kadar Onyekuru da tıpkı Eren gibi topla buluşamadı. Ayrıca Onyekuru’nun hızına yönelik bir organizasyon da olmayınca 60 dakika boşa gitmiş oldu. Galatasaray gibi bir takımın bir santrforunu yok sayarak oynama lüksü yok. Acilen kim oynuyorsa ona göre varyasyonlar ortaya koymalı. Ben dahil bazılarımız Onyekuru ya da Muğdat’la 4-6-0 oynanmalı diyorduk ama bu oyun 4-6-0 oyunu değildi. 4-6-0 oynayan takım topa daha fazla sahip olur; yerden, ikili-üçlü oyunlarla kanatlara ve defansın arkasına sarkan oyunlarla sonuca gider. Galatasaray bugün Eren’le oynadığı oyunu Onyekuru ile oynamaya kalktı ve bedelini ödedi. Sinan ve Rodrigues kötüyken de bir sonuç alınması ihtimali içinde penaltıyı atmak ya da Akhisarspor’dan önce gol atmak gerekliydi. Olmayınca nur topu gibi bir hezimetimiz oldu.
Anlamadıklarım
Sinan Gümüş: Hocanın rotasyon oyuncusu olmasına ses çıkarmadığım Sinan Gümüş’ü ısrarla ilk 11’de oynatmasını anlayamıyorum. Sinan skora katkı verse de ikili mücadele kazansa da oyuna fark koyduğu maç yok. Bu ısrar takımı yakar. Sinan Gümüş’ün Hocanın verdiği fırsatları ısrarla bu kadar kötü kullanmasını da anlayamıyorum. İdare ederek forma kazanılmaz, bir fark yaratacaksınız; 0-0’lık oyunda sırtı dönük aldığı her topta faul almaya çalışmak oyun katkı sayılmaz ya da taç çizgisi kenarında 20 tane faul alsanız neye yarar. Bu öne geçmiş takımın oyuncusunun yapacağı şey. Sinan’ın büyük farkı topu ileri taşıması değil miydi? 20 yaşında ne yaptığını görmek için gerekirse eski maçlarını izleyecek. Sinan Gümüş arkasında Mariano ve Linnes gibi iki kaliteli bekle oynuyor ve onlara alan açmak yerine önünü tıkıyor. Duran top dışında kendini geliştirememiş Sinan’da Hocanın çok ısrarı rotasyonda verimli olacak, takım baskıyı kurduğunda skoru değiştirmek için alınacak Sinan Gümüş’ü tamamen kaybetmeye neden olabilir.
Rodrigues: Son iki maçın kahramanı Rodrigues bu maç içinde rehavet deyince gözümde ilk canlanan isimdi. Takımın ikinci penaltıcısı Sinan Gümüş’ten topu istemesi tamamen anlamsızdı. Penaltıcı değişimleri penaltıcı kendini iyi hissetmiyorsa, maçta skor farkı var ve birisini onurlandırmak isteniyorsa, hat trick yapacak oyuncu varsa yapılır. Bu penaltıyı istemek o kadar abes ki Sinan “hayır” derse baskı altında penaltı kullanacak kendisi de isteyerek kendini anlamsız yere baskı altına alacak. Rodrigues’in taraftarın gözüne hep olumlu gözükmesine sebep olan şey her maçı ciddiye alması, kişisel egosunu göz ardı edip takım için çalışması. Fakat bugün buradaki “ben atayım” demesi belki de maçın kaybına neden olan en önemli şeydi.

Fernando: Bir takımda oyunun hızını en çok ön libero belirler. Oyun 0-0 olana kadar sağa-sola sürekli basit al-ver yaparsanız bir fark yaratamazsınız. Maç 1-0 olunca nasıl topu katedip ileri taşıyorsanız 0-0 devam ederken de zaman zaman bunları denemelisiniz. Fernando acilen kendine gelmezse formayı kaybeder. Geçen yıl hayranlık duyduğumuz bir oyuncuyu böyle görmek bana çok anlamsız geliyor.
Yaşar Kemal Uğurlu
VAR’dan faydalanıp Akhisar’ın golünü iptal etmesi, Serdar Aziz’e yapılan harekete penaltı vermesi çok doğruydu. Ancak Rodrigues penaltı kullanırken Mustafa Yumlu’nun ceza sahasına girmesini her hakemimiz gibi es geçti, yine Mustafa Yumlu’nun Onyekuru’ya yaptığı harekette verdiği sarı kart bana göre hafif kaldı; yine Muslera’nın penaltı pozisyonunda Muslera topa dokunuyor, burada penaltı bence ağırdı; eğer penaltı veriliyorsa Muslera’ya kırmızı kart verilmemesi de hakemin kararına yeterince inanmadığını gösteriyordu bence.
Sonsöz
Bu kaçıncı deplasmanda ders maçı, Galatasaray’ın bu kadar büyük lüksü yok. Galatasaray rakipleri kötü olduğu zaman değil onlardan çok daha iyi olduğu için şampiyon olmalı. Geçen sezon Dursun Özbek, Tudor ve hoca değişimi, kongre gibi sorunlarla baskın olmayan bir şampiyonluk hoş görülebilirdi ve gördük. Bu sene FFP yüzünden transfer sıkıntısı yaşayabilir. Ancak bunların hiçbirisi yeterince istememenin bahanesi değil. Mücadele etmeden, Galatasaray markasının hakkını vermeden maç seyrettirmeye kimsenin hakkı yok. Eğer deplasman işin bahanesiyse Porto maçını hiç oynamayalım; öyle değil mi?
Not: Şu deplasman formalarına artık lütfen bir çözüm bulunsun. Galatasaray ruhundan ne kadar uzak forma varsa en ihtiyacımız olan deplasmanlarda giyiyoruz. Bu forma bana İstanbul Boğazı’nı değil yıldırım çarpmış bir ağacı anımsatıyor. Hayatımda gördüğüm en kötü üç Galatasaray forma tasarımından birisi. Yazıktır, retro formalar kullansak çok daha fazla beğenilir emin olun.
Blog’un kuruluş amacı ve hikayesi için https://www.3numaraliuye.com/3-numarali-uye/ yazısını mutlaka okuyun!
Twitter: http://twitter.com/3numaraliuye
Facebook: https://www.facebook.com/3numaraliuye/