Söyleşi: Burak Elmas
Öncelikle Sayın Burak Elmas’a söyleşi teklifimizi kabul ettiği için teşekkür ederiz. Bu söyleşi bizim sıkça vurgulamaya çalıştığımız “Bağımsız Galatasaray Medyası” önermesinin ilk adımı olacaktır. Tüm Galatasaray camiasına yararlı olmasını dileriz.
İlker: Burak Bey dilerseniz derbi ile başlayalım; yaşanılan son derbide olaylar malumunuz. Rakip takımın sürekli bu işleri körüklemesi ve bir şekilde provokasyonlarının amacı sizce nedir?
Burak Elmas: Son derbide yaşananlar maalesef hiç arzu etmediğimiz şekilde gelişti. Bütün bunları maçın sonucundan bağımsız olarak konuşuyorum. Zaten rakibimiz derbiye çok stresli geldi, yeni bir yönetimle, çok vizyoner olduğunu düşündükleri bir yönetimle istedikleri sonuçların çok çok uzağında geldiler ve Galatasaray maçı onlar için alışılagelmişten daha da önemli bir hal aldı. Çünkü kendi camialarına bir çıkış sözü vermişlerdi, bu çıkışı göstermenin bir platformu oldu. Açıkçası bu platform Galatasaray maçı olduğu için, aslında herhangi bir maçta beraberlik almış olsalardı bu onlar için bir çıkış platformu olarak gözükmeyecekti. Fakat olayı kavga şekline dönüştürerek ve ortamı gererek bu çıkışı kendi iç camia politikalarında yakalamaya başladılar. Zaten Ali Koç gibi bir başkanın takım otobüsünde maça gelmesi, soyunma koridorlarında bulunması, bütün bu görüntü aslında rakip için ne kadar önemli olduğunun göstergesiydi. Bütün bunların dışında maçta rakip oyuncunun bizim oyuncumuza tokat atmasına kadar her şey maçın içerisinde gelişti, yani futbolun içerisindeydi. Burada hakem tartışabiliriz, Galatasaray’ın oyununu tartışabiliriz, rakibin oyununu tartışabiliriz bunların hepsi futbolun içindeydi. Fakat olayları çığırından çıkaran rakip oyuncunun tokadı oldu. Türkiye’ye neredeyse yeni gelmiş bir oyuncunun bir anda böyle bir şeye yeltenmesini ben çok normal bulmuyorum. Bence özellikle ve kasıtlı olarak olaylara başka bir platforma çekmek için yapılmış bir hareketti. Maalesef tabi ki bizim oyuncularımızda bu harekete tepki göstererek, olaya müdahil olmuş oldular. Ama düşünürseniz özellikle Türkiye gerçeklerinde hiçbir arkadaş, arkadaşı tokat yerken kenarda oturup seyretmez, bunun Türkiye’de bir tanımı vardır, bunu da Türkiye’de hiçbir arkadaş yapmaz. Ben bu olayların rakip tarafından özellikle buraya getirildiğini düşünüyorum. Zaten rakibin diğer derbi maçlarına bakarsanız geçen sene Beşiktaş’la olan derbi gibi, bunlar onlara göre çok olağan şeyler, maalesef bizlerde o olayların içine çekilmiş olduk kasıtlı olarak. Bu arada sevindiğim başka bir şey var; bu olaylar Türkiye’nin neresinde olursa olsun taraftar böyle bir gerilimde olaya müdahil olur, sahaya birtakım şeyler atardı. Galatasaray taraftarı son derece bilinçli şekilde bu olayların içine girmedi, o ana kadar tertemiz davranışlarını devam ettirdi. Bunu da önemli bir not olarak, kimse tarafından takdir edilmemesine rağmen söylemek lazım.
Hikmet: Derbilerdeki genel kaos ortamı kime yarıyor? Bu bilinçli bir tercih midir? Bu konularda önceden hazırlık yapıldığını düşünüyor musunuz? Sizce geçtiğimiz derbi maçındaki kavga ve koridor söylemleri bir nevi başarısızlığın üzerini örtmek ve kendi camialarına mesaj vermek adına özellikle mi kurgulandı? Eğer böyle bir organizasyon var ise bunun uluslararası normlar göz önünde bulundurularak hangi kategoriye yerleştirebiliriz?
Burak Elmas: Derbi tabi çok hassas, bizim toplumumuz da derbilere çok önem atfediyor. Derbilerde ben koridorları ayırıyorum, çünkü koridorlar futbolun namusudur. Sahada bir yere kadar kontrol edebilirsiniz, taraftarın da tabi kendi duruşudur sahaya müdahale etmemesi ve arada çıkan yanlışları düzeltmesi, fakat koridorlar namustur. Eğer siz koridorda sahaya çıkacak futbolcuların, en korunaklı en güvenli olması gereken yerde güvenliği sağlayamıyorsanız bence o maçlar oynanmamalı. Galatasaray’da bu tür olayların koridorlarda olmadığını ben biliyorum, rakip takımlarda bunu dönem dönem yaşıyoruz, fakat “o yaptı-bu yaptı” ya geliyor sonra olay. Koridorun aslında olması gereken en güvenli yer olması olduğu gerçeği ortadan kaldırılıp, o yaptı bu yaptı ya getiriliyor. Kim yaparsa yapsın koridorların son derece güvenli olması lazım. Biz koridorlarda maalesef başka takımların yaptığı maçlarda güvenlik görevlilerinin dahil birtakım provokasyonlara alet olduklarını görüyoruz. Buna maalesef herkes sessiz kalıyor, mağdur olan takım konuşuyor, sebep olan takım üstünü kapatmak için konuşuyor ve gerçek nedenler konuşulmadan, derine inilmeden bu konular geçiştiriliyor. İki hafta konuşuluyor, üçüncü hafta sanki bir şey olmamış gibi her şey devam ediyor.
İlker: Hocamız da bahsetti, kurullar ve verdikleri cezalar var _ki siz de geçmiş zamanda bu kurullardan cezalar aldınız_ bu cezaların adaletsiz ve objektif alınmayan kararlar olduğu aşikar. Aynı zamanda bu kurulların bağlı olduğu kuruma bağlı olan MHK’nın görev verdiği kimseler var. Peki yanlışlarda bu kurullara ve kurulların atadığı kişilere cezayı kim verecek? Bu yönde artık aleni hale gelen bu vahim işleyişe “dur” diyecek yetki Federasyonun da üstünde hangi kurumda var ve bu gibi durumlarda başvuru yapabileceğimiz Uluslararası kurum/kurumlar/kurullar hangileri?
Burak Elmas: Hocamız kurulların bağımsız olmadığını söyledi, buna ben de katılıyorum. Zaten bunu Hoca’nın söylemesi ya da benim katılmam değil, zaten bütün kulüpler bunu zaman zaman söylüyorlar. Yani kurulların cezasında bir standart olmadığını, aynı olaylara farklı cezalar verildiğini ve olaylara aslında taraflı bir bakış açısıyla sevk, ceza ve hatta tahkim sürecinde bile taraflı baktıklarını biliyoruz. Bu kurullardan, federasyonun yönetim tarzından bütün kulüpler şikayetçi, fakat işlerine geldiği zaman maalesef susmayı tercih ediyorlar, bizim bu konuda artık susmamamız lazım. Üst bir kurul yok fakat Türkiye’de futbolun iyi yönetilmesi bütün kulüplerin lehinedir, kulüpler bir araya gelmeli. Zaten Türk futbolunun bu noktaya gelmesinin en büyük sebeplerinden birisi budur. Futbol paydaşları kendilerini yönetecek, kendilerine çatı yönetimi olacak federasyonu doğru dürüst seçmek yerine, siyasi-politik ve bir takım sözlere dayanarak kendilerine yönetimler seçtiler. Sonuçta da hem kendileri mağdur oluyor hem de Türk futbolu geri gidiyor. Futbolun paydaşları Türk futbolunu yönetemiyorlar. Fakat ben bunun uzun süreceğini sanmıyorum, muhakkak ki artık bunun bir toparlanma sürecine girmesi lazım. Özellikle üç büyükler ve Trabzonspor’un bu konuda bir araya gelerek Türk futbolunu ileriye taşıyacak, kısa vadeli gündemlerden ziyade uzun vadede ileriye taşıyacak yönetimi seçmeleri, bu yönetimde bütün Türk kulüplerinin eşit temsili, kurullar ve diğer mercilerde eşit temsili ve adaletin dağıtılması için teşvik edecek bir sistemin oturtulması için tüm futbol paydaşlarının ortak hareket etmesi gerekiyor. Herkes işine gelince adalet diyor, adalet sadece kendilerine adil davranılmadığını hissedince dile getiriyorlar. Halbuki rakiplerine ve tüm futbol kulüplerine adalet istemeleri lazım, adaleti de aslında biraz kullanıyorlar. Adalet bir takıma veya bir kulübe dağıtılmaz, herkese eşit dağıtılır. Burada da herkesin samimi olması gerekir.
İlker: Yaptıkları kural, etik, ahlâk dışılıklara ‘kumpas’ diyebilenler ve bu söylemlere inananların dünyasında bu gibilere sadece saha içinde mi cevap vermeliyiz?
Burak Elmas: Kural, etik, ahlak dışılıklara maalesef başka isim verenlere karşı saha içinde mücadele ettiğiniz kadar, masa başında da mücadele etmeniz gerekir, Türkiye’de bu böyle. Fakat bunu zaman zaman UEFA’da da görüyoruz, yani hiçbir şekilde ve hiçbir yerde Galatasaray’ın haklarının, Galatasaray orada olmadığı ve temsil edilmediği sürece korunacağı gibi bir naif düşüncede olmamak lazım. Galatasaray her yerde aktif olmalı tüm kulüplerin olduğu gibi, Galatasaray’ın haklı olduğu yerdeki tüm haklarını muhakkak savunmalı ve bu işi bir diplomasi halinde yürütmeli. Türkiye’de masayı boş bırakırsanız maalesef hiçbir zaman hak ettiğiniz doğru karar ve davranışları göremezsiniz. Galatasaray zaman zaman maalesef bu hataları yapıyor, ama umarım son olaylar ders olur. Çünkü Galatasaray’ı yönetmek demek Galatasaray’ın hakları için yumruğunu masaya vurabilmek demektir, idare ederek herkesle iyi geçinerek, herkese mavi boncuk dağıtarak Galatasaray’ı yönetmek mümkün değil, en azından Galatasaray’ın haklarını korumak mümkün olamaz.
İlker: Taraftar yönetimlerden her zaman sonuç alınacak fiiller bekler, yaşanılan olaylarda kulübümüzün duruşu sizce etkili ve yeterli mi?
Burak Elmas: Kulüp yönetimi bütün Galatasaray paydaşlarının başıdır Başkan ve Yönetim Kurulu. Dolayısıyla taraftar, dernekler, herkes kulüp yönetiminin liderliğinde hareket etmek isterler. Tabi ki herkes memnun olmayabilir, fakat bence burada yönetimin en büyük görevi bir eylem planı çerçevesinde camianın bütün paydaşlarını hareketlendirmek ve bu çerçevede yönlendirmektir. Zaten iyi bir eylem planı çerçevesinde herkes birleşecek ve kendi üzerine düşen rolü yerine getirecektir.
İlker: Olumsuz algılara duruşumuz ve yanıtlarımızda neden topyekûn bir duruşumuz olamıyor ve eksik kalıyoruz?
Burak Elmas: Galatasaray’da malum bir takım iç hesaplaşmalar var, bu hesaplaşmalar normaldir her camiada olur. Fakat Galatasaray’ın başka bir özelliği var; iyi bir liderlik olduğu zaman bu iç çatışmaları, çekişmeleri anında bir kenara bırakıp, ortak amaçları doğrultusunda hep beraber bir anda birleşme kabiliyeti gösterebilen bir camiadır. Bu iç çekişmeler değişmez, bir konu hakkında çıkar, bir duruş hakkında çıkar fakat Galatasaray’ın çıkarları, Galatasaray’ın korunması söz konusu olduğu zaman Galatasaray aniden bir araya gelen ve kavgalarını bir kenara bırakabilen bir camiadır. Burada tabi çok önemli olan bu toptan birlikteliğe liderlik edecek olan Galatasaray başkanıdır. Galatasaray başkanının burada her şeyi bir kenara bırakıp bütün paydaşları Galatasaray’ın doğruları konusunda, doğru bir eylem planı ile doğruya sevk etmesi çok önemlidir.
Hikmet: TFF, MHK ve PFDK gibi kurumların objektif olmamasını neye bağlıyorsunuz?
Burak Elmas: Kurumların objektif olamamasını şuna bağlıyorum; birincisi baktığınız zaman çok uzun süredir yönetimde olan bir TFF ve kurulları var. Türkiye’de futbolun çok başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. Türkiye’de maalesef cezalar sempati duydukları ve duymadıkları insanlara göre sert veya daha yumuşak olarak dağıtılıyor. Uzun zamandır görevde olan TFF ve uzun zamandır görevde olan bir federasyonun MHK’sı ve Türkiye’de gelişmemiş, çözülememiş bir hakem standardı ve hakem kalitesi problemi var. Hakemler futbolun çok önemli paydaşı. Biz yurt dışında da maç seyrediyoruz, iyi bir hakem futbolun gelişimine çok büyük katkı da bulunabiliyor. Yani senelerdir bu hakem konusu tartışılıyor. Diğer konular daha kolay hallolur da, bir hakemin yetişmesi, hakemin maç yönetecek kabiliyet ve bilgi birikimine sahip olması bir süre alıyor. Dolayısıyla bu hakem konusu Türk futbolunun kanayan bir yarasıdır. Bunu halletmek için tüm kulüplerin birleşip, kendileri lehine karar verecekten ziyade, Türk futbolunu ileriye götürecek bir MHK ile, bu hakem probleminin hallolması için bir eylem planı alınması. Şu ana kadar biz hiçbir eylem planı göremedik bugüne kadar. Sadece gündelik, ateş söndürücü, yangın söndürücü önlemler, fakat hiçbir zaman Türk futbolundaki hakem probleminin ve hakemlerin kalite probleminin nasıl hallolacağına, buraya hakim olma kabiliyetini gösterebilecek hakikaten bilgi birikimi, beceri-kabiliyet açısından da iyi hakem olabilecek insanlara yatırım yapılması, bunların hazırlanması, gelişimlerine önem verilmesi ile ilgili bir plan görmedik. Bir plan varsa da bu planı biz göremiyoruz, aslında tüm futbol paydaşlarının bundan haberdar olup bunu desteklemeleri çok önemli. TFF’nin kurulları üstünde ne kadar etkisi var bilemiyorum ancak bence etkisi var. Etkisi yoksa da hakikaten federasyonun kurulları da etkileyebilir hale gelmesi ve kurulları da düzeltmesi gerekir. Ama dediğim gibi idare etmek veya güne göre karar almaktan ziyade, uzun vadeli bakabilen bir federasyonla bu mümkün olabilir.
İlker: Türk futboluna adı konulmamış bir operasyon yapılıyor. Galatasaray bu duruma sonuna kadar direnecek midir?
Burak Elmas: Türk futbolunu yeniden kurgulama, yeniden birtakım yerlerden müdahale etme ihtiyacı ve bunun için çalışanlar yeni değil, uzun zamandır bu oluyor. Özellikle Galatasaray bunu geçen sezon bozdu, son derece iyi şekilde ve sahada mücadele ederek bozdu. Bu senede yine aynısı olacak. Zaten en büyük sıkıntı futbolu sahaya değil de, saha dışı faktörlere bırakmak istenmesidir ve bundan herkes rahatsız. Galatasaray buna tabi ki sonuna kadar direnecek, geçen sene büyük bir direnç göstererek buradan şampiyon çıktı, kendi sahasında şampiyonluktaki rakiplerini yendi; antrenör değişikliği yapmasına rağmen, bu sene de sonuna kadar direnecektir. Galatasaray’ın şampiyon olmaktan başka düşüncesi olmamalı, olduğunu da zannetmiyorum zaten.
Hikmet: Saha içi ve maç sonunda oluşan kaotik olaylarda cezalar verilirken niyet okuması yapılıyor mu, organize olup olmadığına bakılıyor mu? Sizce bu sistematik nasıl olmalıdır?
Burak Elmas: Cezalar verilirken bence niyet okuması yapılmıyor. Hatta cezaları veren kurulların futbolu bildiği konusunda da şüpheliyim. Olaylar nasıl gelişmiş, kim germiş? Mesela oynadığımız son derbide açıkça gördük ki aslında Belhanda ve Soldado’nun itişmesi saha içinde, futbolun içerisinde. Bunun cezasını vermesi gereken, kim hatalı ise hakemdir, hakem zaten burada bir hata yaptı, burada futbol dışına çıkmış bir olay yok. Olayın futbolun dışına çıkışı rakip oyuncunun tokadı ile başladı. Gelişen olaylara bakarsanız herkes nefretini, özellikle Fatih Hoca ile ilgili problemlerini ortaya çıkarmak için bu olayı kullandılar. Olayı çıkaran oyuncu sanki olayı çıkarmamış gibi, herkes O’na sustu, sanki bir şey olmamış gibi yaptı, olayları Fatih Hoca ve Galatasaray üzerinden bir kavgaya çevirdiler, bizim en çok tepki gösterdiğimiz de bu. Bugün daha yeni gelmiş bir oyuncu, yabancı bir oyuncu aslında Galatasaray-Fenerbahçe dostluğuna ve ayrıca kendi yönetiminin getirmek istediği vizyona tokat attı. Bu tokat kendi camiası tarafından değerlendirilmedi bile doğru dürüst, başka yerlere çekilmeye çalışıldı. Aslında vizyon sahibi olmak, yapmak istedikleriniz yolunda doğru giderken geri düştüğünüz zaman bile o vizyondan sapmamaktır. Ben rakip takımın bu vizyondan saptığını, eski yollara başvurduğunu üzülerek görüyorum, umarım bundan sonra yapmazlar.
3 Numaralı Üye: Galatasaray’ı bir terör örgütüyle yan yana göstermeye çalışan kurumlar ve kişiler var. Bu kişilere tepkilerde kulüp olarak geç mi kalıyoruz?
Burak Elmas: Galatasaray’ı bir terör örgütü ile yan yana getirmeye çalışanlar maalesef küçük düşünceli ve Galatasaray’ın büyüklüğünü çekemeyen insanlardır. Bu yapmak istedikleri olayda aslında bu terör örgütüyle her camianın bireylerinin bir şekilde _camialar bu görüşleri benimsemez_ ucundan bulaşmış olabileceklerini görüyoruz. Burada kimse kimseyi temizleyemez. Türkiye’nin genel bir problemi olan bir terör örgütü var ve her camiadan bunun içinde olan insanlar var. Dolayısıyla Galatasaray’ı kimse böyle kirletemez! Tabi buna karşı sağlam duruş çok önemli, burada masaya vurmak demiştim daha önce, masaya vurmak lazım. Bu konuşmalara, saçma sapan imalar yapanlara, bunlara siz “bu benim rakibim, bunu ciddiye almıyorum” diyemezsiniz. Galatasaray’ın duruşunu, bütünlüğünü ve temsil ettiği değerleri korumak kime karşı olursa olsun çok önemlidir, gerekirse masaya vuracaksınız, hukuki önlemler alacaksınız. Hukuki önlemler alınıyor diyor ama bunun sonuçlarını hiçbir yerde göremiyoruz. Eğer birine terbiyesizlik yaptığı için dava açıyorsanız, bu davanın sonucunu bütün Galatasaray camiası takip edecek, Galatasaray’ın çok iyi avukatları, çok iyi hukukçuları var; bu hukukçular bu davaları takip edecekler, gerekirse mahkemeye herkes gidecek. Bu davaların tüm camianın takipçisi olduğu davalar haline getirebilmek için açılan davaları kulübümüz mutlaka camiaya duyurmalı, duruşma tarihlerini duyurulmalı gidişatlar duyurulmalı, sadece “dava açıyorum” deyip bırakılmamalı. Galatasaray’ın hakları idare edilir şekilde korunamaz, sonuna kadar çok ciddi ve sert şekilde korunması lazım. Galatasaray için gerekirse, hakları korumak için gerekirse yönetim ve başkanlar kişisel olarak yaralanabilirler, bu da camianın lideri olmanın gerektirdiği bir şeydir. Gerekirse kendinizi yıpratmaktan, kendi ilişkilerinizi yıpratmaktan çekinmeyeceksiniz. Sonuçta başında olduğunuz çok önemli bir camia var, kendinizi değil camiayı korumayı tercih edeceksiniz.
*****
İlker: Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz. Taraftar profiline dair görüşünüz nelerdir? Tüketim ve başarı endeksli toplumda taraftarın payı ve etkisi nelerdir?
Burak Elmas: Sosyal medyada aktifim sebebi de şudur; eskiden konuşmak ve görüşlerinizi bildirmek istediğiniz zaman bunu basın yoluyla yapmak zorunda kalırdınız. Şimdi sosyal medyanın böyle bir avantajı var tabii bir çok dezavantajının yanında. Genelde basın vasıtası ile konuşmuyorum, basınla konuşmuyorum, dolayısıyla benim görüşlerimi merak eden kitlelere, Galatasaraylılara ulaşıyorum, benim Galatasaray görüşlerimi Galatasaraylıların bilmesini istediğim konularda kendi sosyal medya hesabımı kullanıyorum. Bunun da avantajları var; yersiz eleştirilere cevap veriyorum, yalanları ortaya koyabiliyorum ve Galatasaray’da olması gereken doğruları, kendi fikrim olan doğruları anlatma fırsatı buluyorum. Bunu da önemli bir pozitif yön olarak görüyorum çünkü hiçbir basın kuruluşuna mecbur kalmıyorum. Sosyal medyanın şöyle bir negatif tarafı var karşı tarafta yazanı tanımıyorsunuz, karşınızda yazan da sizi tanımıyor tam olarak. Sosyal medyayı önemli bulmakla beraber sosyal medyanın yanına kulübün gerçekten aktif, Galatasaray’a bu kadar gönül vermiş insanları kendi çatısı altında toplayıp doğruları paylaşıp, eğiteceği bir aidiyet programını çok önemli buluyorum. Dolayısıyla Galatasaray bir bilgi bazı oluşturmalı, bugün Pasolig’in topladığı bilgiler aslında Galatasaray’da olmalı, Galatasaray kendi taraftarı hakkında bilgiye sahip olmalı, Galatasaray taraftarının memnun olmadığı şeyleri buradan öğrenmeli. Mesela sosyal medyanın bir özelliği var, ortak konular bir genelde, Galatasaray taraftarının memnun olmadığı konuları buradan öğrenme fırsatı da oluyor. Tabii uç fikirler çıkacak, herkes aynı olamaz; milyonlara mal olmuş bir camiada herkesin aynı fikirde olması da çok mümkün değil. Bir takım kültürel değerler var, bence sosyal medyada da buna sahip çıkmak lazım, bu da eğitimin bir parçası saygısızlık etmemek, küfür etmemek, eleştirirken hakaret etmemek, küçüğünüze de saygıda kusur etmemek; ama Galatasaray’ı esas bir araya getiren şeyin sevgi ortamı olduğunu unutmamak lazım. Özellikle son seçimde sayın Başkan, Dursun Başkan da dahil bazı adaylar seçim kazanmak için bence Galatasaray’a zarar verdiler. Sosyal medyanın yanlış kullanılışı, birtakım trol hesaplara insanlar hakkında yalan söyletmek, insanların kredilerini düşürmek için ortaya atılan bir takım safsatalara destek vermek, kendileri söylemeseler bile buna izin vermek Galatasaray’a bir kötülüktür, çünkü Galatasaray her bireyiyle güçlü. Hata yapan bireyler var mı? _Çok var_ benim eleştireceğim çok arkadaşım var ama bunları acımasızca eleştirip bir kan davasına dökmek Galatasaray’a hiçbir zaman fayda getirmez. Bunu da destekleyen, para verip birtakım hesapları taraftar nezdinde, Galatasaray’dan uzak olup her şeyini bilmeyen taraftar nezdinde, insanlar hakkında algı yaratmayı Galatasaray’a kötülük olarak görüyorum, bunun da kontrol altına alınması lazım. Ben Galatasaray taraftarına mesajın hala doğru olarak anlatılmadığını düşünüyorum. Eğer Galatasaray taraftarına Galatasaray iyi anlatılır, Galatasaray’ın uzun vadeli planları iyi anlatılırsa ben Galatasaray’da tüketim-başarı endeksli insanların azalacağını düşünüyorum. Galatasaray’da büyük bir iç eğitim, anlatma ve paylaşma problemi var, bunun önemine çok inanıyorum, dolayısıyla bunun iyi bir iletişimle ortadan kalkacağını düşünüyorum.
3 Numaralı Üye: Mevcut yönetime rakip olarak seçime katıldınız, sosyal medyada hain ilan edildiniz; bunlara rağmen son zamanlarda yönetime destek ve birlik beraberlik çağrılarınızla öne çıkıyorsunuz. Bu konuda içeriden kulüp içinden güç aldığınız, aynı düşündüğünüz insan sayısı düzeyi nedir?
Burak Elmas: Mevcut yönetime rakip olarak katıldım evet, ama demokrasi böyle bir şey. Seçimlere katılmazsınız şu; mevcut bir yönetimle çalışırsınız, mevcut yönetimle Galatasaray problemlerini biliyorsanız, bu problemleri daha iyi halledebileceğinizi, daha hızlı bir şekilde çözüleceğine inanacağınız bir çözüm yaratırsınız. Ben ve arkadaşlarım son seçimde bir çözüm yarattık, Galatasaraylıya bir seçim ve bir alternatif yarattık, bunu tercih etmemek Galatasaraylının kendi iradesiyle vereceği bir karardır. Galatasaray sayın Mustafa Cengiz yönetimini tercih etti, Onların söylediklerini uygulayacaklarını düşündü ve Galatasaray’ın problemlerini Onların çözeceğini düşündü, Bizim için seçim orada bitmiştir. Burası bir siyasi parti değil, seçimin tartışmalarını seçim sonrasına taşıyamayız, üç sene için seçilmiş bir yönetim vardır, üç sene görev süresi almış Galatasaray demokrasisi tarafından seçilmiş ve çoğunluk oyu almış bir yönetim olarak hepimizin desteklemesi gereken bir yönetimdir. Desteklemek derken gözümüz kapalı her yapılan harekete “evet” demeyeceğiz, onlara yol gösterip tavsiyelerde bulunacağız, onlarda uygun gördükleri tavsiyeleri dinleyecekler, çünkü kulüp yaşıyor, üç senede bir seçim var evet ama kulübün problemleri büyüyor veya sürekli yeni problemler ekleniyor. Hiçbir Galatasaray yönetimi destek, tavsiyeler ya da bazen alacağı eleştirilerden dersler olmadan burayı tek başına yönetemez, artık Galatasaray’ın büyüklüğü buna izin vermez. Yönetimler kendi içlerine kapanarak Galatasaray’ı yönetemezler. Galatasaray’ı paylaşmak zorundasınız, Galatasaray’ı bütün Galatasaraylılarla paylaşmak zorundasınız. Galatasaray içe kapalı yönetilecek bir boyutu aşmıştır, dolayısıyla ben elimden geldiği kadar mevcut yönetime destek verip, onların yapması gerektiğini düşündüğüm yani “ben olsam orada, ne yapardım?” diye düşünüp, onlara tavsiyelerde bulunmaya çalışıyorum. Hiçbir eleştirimi sadece eleştirmek için yapmazken, hiçbir övgümü de sadece övmek için yapmıyorum. Bunların hepsinin arkasında bir düşünce silsilesi var, dolayısıyla bence herkes desteklemesi gerektiği zaman yönetimin arkasında olmalı, çünkü hiçbir güçsüz yönetim Galatasaray’ın problemlerini çözemez. Galatasaray gücünü Galatasaraylılardan alır, tüm Galatasaraylılar destek verilmesi gereken yerde destek vermeli ve görüşlerini de iletmeye devam etmeli. Sevmediğiniz görüşü öldürmek yönetim açısından çok yanlış olur. Galatasaray yönetimi herkesi dinlemek, herkesin görüşlerini bulmak ve Galatasaray’ın içerisinde bir birliktelik yakalamak sorumluluğuna sahiptir, Galatasaray’ı birleştirme görevi, Galatasaray yönetimlerinindir. Başkan seçildiği zaman sadece bir grubun başkanı olarak değil, tüm Galatasaraylıların başkanı olarak seçilir. Bütün camiayı bir arada tutmak, Galatasaray bir başarıya giderken o başarılara herkesi götürmek yönetimlerin görevidir. Tabi burada iyi niyetli olmayan her taraftan insanlar olabilir. Yani kimse hata yapmıyor değil, ama bu hataları yapanların camianın yönetimini koruyarak bu hata yapanları engellemesi lazım. Karşılıklı görev düşerken aslında yönetime daha büyük görev düşüyor, ama herkesin sorumluluğu var. Galatasaray’ı eğer sürdürülebilir finansal ve sportif başarıya taşımak istiyorsak, burada herkesin üzerine düşen şahsi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Galatasaray’da aynı şeyi düşündüğüm insan sayısı bence daha fazla, konuştuğunuz zaman ciddi şekilde aynı düşündüğümüzü görüyorum fakat bazen çok sevdiğim insanlarla bile Galatasaray konusunda ayrılıyorum, onun sebebi de şudur; ben sadece Galatasaray’ı düşünerek, sadece Galatasaray’ın doğrularını düşünerek hareket ediyorum. Benim için çok yakınım da olsa, babam dahi olsa Galatasaray için hatalı bir şey söylüyorsa, babam olmasını ve O’nu sevmemi engellemez bu. Fakat Galatasaray’ın doğrusu değilse, Galatasaray platformunda sonuna kadar savaşırım. Birini seviyor ya da sevmiyor olmam, Galatasaray’ın doğruları için o kişiye hak vermemi veya o kişiyi eleştirmemi engellemez. Çoğu kişi maalesef bu hatayı yapıyor, kişisel kavgalarını Galatasaray üzerinden yapıyorlar. Kişisel kavgalarını Galatasaray’ın doğrularını baz almayarak, Galatasaray üzerinden yapanlara kim olursa olsun karşıyım.
3 Numaralı Üye: Aynı kulübe aşık olup seçilmeye çalışan insanlar var. Sonuçta bir ekip seçilecek; seçilemeyen ekiplerle seçilenlerin ortak çalışmalar yapmaları mümkün değil mi? Seçimlerde sundukları projelerden en inandıkları, buldukları sponsorlar birden taca mı çıkıyor?
Burak Elmas: Deminde söyledim evet haklısınız, aynı kulübe aşık olup seçilmeye çalışan insanlar var ve sonuçta bir ekip seçilecek, burada seçilen ekibe çok önem veriyorum ben. Seçilen ekip Galatasaray’ın başıdır. Galatasaray’da bir “Reis” sistemi vardır. Reis nedir? Patron O, bütün camianın başkanı, herkesi bir araya getirecek insan. Evdeki baba rolü gibi düşünün, nasıl evdeki problemleri baba halleder ve problemler bitince tüm aileyi bir araya getirme rolü vardır, Galatasaray bir aile, Galatasaray’ın Reisi seçilen başkanı, bu ailenin babası, reisi olduğunu bilerek, yanlış yapanı da bunun içerisine dahil etmenin yollarını bulmalı. Galatasaray’da en kolay şey ayrıştırmaktır, ayrışmanın Galatasaray’a bir faydası yok, dolayısıyla eski yönetimlerden düzgün insanlar varsa Galatasaray’ın başkanı “gel oğlum bana bilgi ver” ya da “buyurun bana yardımcı olun” dediği zaman herkes buna koşarak gelir. Eğer bunu reddeden varsa da Galatasaray camiasına açıklamaları gerekir. Şöyle söyleyeyim size; sponsor elde etmek için sponsorlara ciddi şekilde gitmek lazım. Kulübün iyi yönetildiğini, uzun vadeli stratejilerinin olduğunu, markasının Galatasaray markası ile bir araya geldiği zaman bundan uzun vadeli avantaj sağlamak için, ilk önce Galatasaray’ın uzun vadeli planları olması lazım. Sponsorlara ciddi şekilde, sadece mecbur duygusal olarak Galatasaray’ı sevdikleri için yatırım yapıyor muamelesi yapmamak lazım. Sonuçta onlar markalarının başka yere verecekleri sponsorluk parasını Galatasaray’a vermeyi tercih ediyorlar. Sponsor çok ciddi bir branştır. Galatasaray’ın sponsor yönetimi işini çok ciddi şekilde yapması ve sponsor olan markaları ön plana çıkarmak için son derece fazla çaba sarf etmesi lazım ki bu sponsorlar büyüyerek devam etsin.
3 Numaralı Üye: Geçmişte bir istişare kurulundan bahsediyordunuz. Üzerinden çok zaman geçtiği için tekrar soralım. Galatasaray’da böyle bir istişare kurulu hala gerekli midir? Gerekliyse bu dönemde kimler bu kurulda olmalıdır?
Burak Elmas: Ben istişare kurulunu çok önemsiyorum. Aslında Galatasaray’ın en yüksek istişare kurulu Divan Başkanlığıdır. Fakat Divan Başkanlığı geçtiğimiz dönemlerde çok efektif olarak yönetilemedi. Efektif yönetilmemesinin sebebi bana göre başkanların biraz kendilerini siyasi olarak Galatasaray içinde konumlandırmasından oldu. O yüzden ben sayın Eşref Hamamcıoğlu’nun yapmaya çalıştıklarını önemsiyorum. Umarım kendisi bağımsız ve sadece istişare organı, hatta Galatasaray’ın en yüksek istişare organı olarak tekrar Divan Kurulumuzu konumlandırır. Divan Kurulunun iyi çalışması Galatasaray’ın bütün işlerinin çözülmesine hatta Galatasaray’ın bir ve beraber olmasına çok büyük katkıda bulunur. Divan Kurulları her ne kadar şu an aksi gibi lanse edilse de ben Divan Kurulunun iyi çalışmasını çok önemsiyorum. Bu arada Divan başkanlarının da geçmiş dönemde başkan ve 2. Başkanlık yapanların Divan Kurulu başkanlığı yapanlar, Galatasaray’da bir takdir görerek o noktaya geliyorlar, başarılı olurlar ya da olmazlar fark etmez, hepsi bir tecrübe birikim elde ediyorlar. Dönem dönem başkanların belli bir ajandayla bu değerli insanları toplayıp, bütün kavga gürültüyü bir kenara bırakıp, bunların bilgilerinden faydalanması, buradan çıkacak ortak kararında kendilerini ne kadar güçlendireceğini, buradan alınacak fikirlerin kendilerine güç katacağını bilerek hareket etmeleri lazım. Sayın Mustafa Cengiz bunu bir kere yaptı, o toplantı biraz açıkçası şahsi görüşüm “geyik muhabbeti” şeklinde geçti. Bence bunun kesinlikle yapılması çok önemli hatta buraya bir gündemle gelinmesi ve bu yapılan toplantıların kayıtlarının tutulması, kulüpte böyle bir akıl, böyle bir belge olması, her toplantının notlarının alınarak bunların kulüpte dosyalanması, hem Galatasaray’ın yönetsel bir tarihi olması gelen yeni yönetimlerin bu notlardan faydalanması avantajını sağlar hem de bu toplantıların daha ciddi ve verimli geçmesini sağlar görüşündeyim. Bu yönetim kurulu toplantıları içinde geçerli, Galatasaray’ın bütün toplantıları bence kayda alınmalı. Konuşulanlar, herkesin ifadeleri, kararların neden alındığı gibi. Çünkü bu tür şeyler kayda alınmadığında yaşananlar unutuluyor ve yapılan hatalar tekrarlanıyor, yapılan doğrular bazen tekrarlanamıyor. Bu yüzden ben her türlü toplantının kayda alınmasını çok önemli görüyorum.
İlker: Galatasaray Spor Kulübü üyelerine Divan Kurulu tarafından çalışma grubu daveti yapıldı, aynı durum kulübe üye olmayan ama “yeterli görülen” dışarıdan kimseler için oluşamaz mı? Bunu önemli buluyor musunuz?
Burak Elmas: Bu davet çok hoşuma gitti çok da destekliyorum. Tabi geçmişte buna benzer gruplar çok kuruldu, bence bu belirlenen ana maddeler şimdi önemli, onlar üzerinde çalışma grupları kurulması, bu grupların aktif olması ve çalışma gruplarından çıkan sonuçların kredibilitesi ve iyiliği, doğruluğu bence ileride Divan Kurulları tarafından kurulacak çalışma grupları içinde çok önem arz ediyor. Bana göre aslında Galatasaray’ın bir eksiği de Galatasaraylı, üye olsun ya da olmasın camia içerisinde bir kabiliyet bilgi bankası oluşturulmaması, bence Galatasaray’da ciddi bir çalışma yapılmalı, Galatasaraylı profesyonel iş adamı olsun veya üniversite mezunu olsun hangi daldan mezun, hangi alanda başarılar elde etmiş, farklılıklara göre uzmanlık alanları olan Galatasaraylılar kimler, bunların biliniyor olması lazım ve gerektiği zaman bu uzman kişilere ulaşılıp, bu uzman kişilerin sürekli bir araya getirileceği acil bir mekanizma oluşturulması lazım. Divan Kurulumuz zaten başvuru alıyor şu an bunlar için, şu an böyle genel bir çalışma olmadığı için Divan Kurulu öz geçmişlerle karar verecekler; fakat bütün Galatasaray için bu kabiliyet ve tecrübe analizi yapılacak bir öz kaynak yani insan kaynağı bilgi bankası oluşturulmalı, bu bilgi bankası sürekli güncellenmeli, biliyorsunuz bu bilgi bankalarının en önemli özelliği bilgiyi taze tutabilmek ve yaşatabilmek. Bunların hepsinin bir prosedürü olması lazım, nasıl yaşatacaksınız nasıl canlı tutacaksınız. Bu bilgi bankasını ben çok önemsiyorum çünkü ileride kurulacak yönetim kurulunda aktif olabilecek, ileride profesyonel olarak kulübe alınacak insanların hızlı bulunması açısından da Galatasaray için önemlidir. Bu insanların ayrıca kulübe yaptıkları katkıları eksik olanları daha fazla kulübün içine çekmek için bir strateji geliştirilebilir, uzakta kalanları içeriye almak için yöntemler bulunabilir yani çok önemli. Demin dediğim aidiyet programıyla da bunu birleştirebilirsiniz hatta bu insanların içinden ileride kulüp personeli ya da yönetim kurulu üyesi olabilecek kimseler önceden üye yapılabilir, bunu çok önemsiyorum ama bu da dediğim gibi stratejik bir yaklaşımdır. Bugün artık Galatasaray teknolojinin getirdiği ve çok hızlı çözülebilecek bir çok imkanı maalesef yeteri kadar kullanmıyor, bunu acilen kullanmak lazım ve bunu kullanmak zor bir şey değil.
3 Numaralı Üye: Galatasaray sonuçlar tartışmalı biçimde de olsa Riva ve Florya’yı ekonomik sürecine kattı. Sportif başarı geldiğinde özellikle Şampiyonlar Ligi’nde daha yüksek gelirler geliyor. Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın borç durumlarının daha kötü, sportif olarak da daha zor dönemlerden geçtiğini ve gelecekte Avrupa’dan ceza alma ihtimallerinin yüksek olduğunu düşünürsek buradan Galatasaray’a Türkiye’nin Bayern Münih’i olma şansı doğar mı sizce?
Burak Elmas: Bugün Türk futbolunda Galatasaray aslında finansal olarak en avantajlı kulüp olmasına rağmen, Avrupa’da aşağı yukarı Türk futbolunun Avrupa’da mücadele eden kulüplerinin hepsinin problemi finansaldır, finansal problemleri eşittir, hepsi sermaye olarak negatiftir, bunun en büyük sebebi de her sene edilen operasyonel zarardır. Türk futbolu operasyonel kâr etme disiplinine gelmediği müddetçe baskılarla bir sene fazla harcayan yönetim ikinci sene daha fazla harcayıp üçüncü sene zararı büyüttükçe, sadece UEFA’dan gelen gelir bütçe içerisindeki payının yüzdesini düşürmediği müddetçe Türk futbolunun toparlanması imkansız. Akıllı finansal ve sportif yönetim lazım. Maalesef gelen yönetimlerde, sportif yönetim ayrı bir kabiliyet gerektirir, sporu anlayacaksınız, sporcuyu anlayacaksınız, uzun vadeli planlar yapabileceksiniz. Finansal yönetim de ayrı bir kabiliyet gerektirir, şu anda Türkiye’de sportif ve finansal yönetimi bir araya getirebilen çok az yönetici var. Galatasaray’da da aynı problem… Galatasaray’ın çok disiplinli, stratejik, her şubesinde uzun vadeli en az beş-on senelik sportif planları bulunan, bu planlar doğrultusunda bunların rakamlara konulduğu bir finansal programı bulunmazsa ve Galatasaray operasyonel zarar etmeyi kabullenmeyi bırakmazsa Galatasaray’ın başarılı olması mümkün değil. Siz istediğiniz kadar Riva’yı Florya’yı satın, bu zararlar devam ettiği müddetçe ki bu aşağı yukarı 20-25 senedir var, operasyonel olarak zarar ettiğiniz müddetçe size iki-üç senede bir Riva Florya satmak mecburiyeti doğar, böyle bir arazi de yok ve olamayacak. Zaten UEFA’nın FFP’si de size bunu söylüyor, kulübünüzü doğru yönetin, zarar etmeyin gelir ve giderlerinizi dengeleyin, gelirinize göre gider yapın, zarar edip sermayenizi eritmeyin. Yani herkes bu FFP’yi cadı avı gibi, bu kötü bir şeymiş gibi lanse ediyor, aslında FFP şunu söylüyor; normalde kulüplerin yönetilmesi gereken normları veriyor, siz yönetemediğiniz için cezalar geliyor, eğer doğru yönetip, bir kulübün yönetilmesi gerektiği gibi yönetseniz bir problemle muhattap olmayacaksınız, asıl problem budur.
İlker: “Tüzük Değişikliği” konusuna bakış açınız nedir? Camia içinde, çevrenizce destek bulan ortak fikirler var mı bu konuda?
Burak Elmas: Tüzük değişikliği konusunda herkesin mutabık olduğu bir şey var; bugünkü tüzük Galatasaray’ın 10-20 senesini taşıyabilecek bir tüzük değil ve Galatasaray’ın düzgün yönetilmesini sağlamak için yeterli bir tüzük değil daha önce bahsetmiş olduğum kurumsal prensipler çerçevesinde. Bu tüzüğü bir araya getirmek için herkesin görüşleri var, bence olmazsa olmaz altı-yedi tane madde var ama çok tartışılacak maddeler vardır. Bu tüzüğü bence çok ciddi bir bürokratik kabiliyetle beraber camianın tüm paydaşlarını bir araya getirip, kısa sürede herkesin benimsediği, Genel Kurullarda, tüzük Genel Kurullarında büyük tartışmalara, çarpışmaya sebebiyet vermeyecek şekilde daha önce mutabık kalınmış ve camianın çoğu tarafından satın alınmış şekilde getirmek lazım. Bu tüzük değişikliğini de bir an önce yapmak lazım, şu an herkes korkusundan Galatasaray’ın en önemli konularından birine dokunmaktan çekinir durumda. Bu sadece yönetimin konusu değil, bir yönetim tüzük değişikliğini getiremez bana sorarsanız, yönetim şunu yapabilir; kendi görüşlerini içine koyduğu tüzük değişikliği fikirlerini bütün camia ile paylaşır, buna liderlik eder bu diplomasiyi yapar ve camianın istekleri ile bir araya getirir. Çünkü Genel Kurula gelmeden önce bir fikir birlikteliğine ulaşmak lazım. Siz eğer fikir birlikteliği olmadan konuları Genel Kurula getirirseniz Genel Kurullar çok çirkin şekilde gelişiyor ve Galatasaray’a zarar veriyor. Her Genel Kurulun bıraktığı yarayı tedavi etmekte en az 15-20 sene sürüyor, kimsenin bunu Galatasaray’a yapmaya hakkı yok, dolayısıyla diplomasi yapıp çoğu üyeye bunu anlatmak ve öyle gelmek çok önemli.
3 Numaralı Üye: UEFA’nın tekrar değerlendirmesi sonucu ceza alma ihtimalimiz var mı sizce?
Burak Elmas: UEFA’nın tekrar değerlendirme sürecinde ben büyük bir ceza alacağımızı düşünmüyorum. Belki biraz sertleştirebilirler mevcut cezaları. Eğer büyük bir ceza çıkarsa, büyük bir haksızlık olur, Galatasaray camiası bunun sonuna kadar takipçisi olmalı. Bu arada UEFA Galatasaray’a herhangi bir ceza verirse, finansal olarak daha kötü olan rakipler daha büyük ceza alırlar. Şu an Galatasaray ceza alsın diye uğraşan bir grup var, onlar bilsin ki Galatasaray ceza alsın diye uğraşıyorlarsa, kendi kulüplerine daha ağır cezaları vermesi lazım UEFA’nın, bunu böyle görmek lazım. Galatasaray çok iyi bir sunum yaptı, bu sunuma göre bir anlaşma yapıldı, bu anlaşmanın şartlarına da bugüne kadar uyuluyor, bu şartlara uyulduğu müddetçe bu anlaşmanın devam etmesi lazım. UEFA’nın da bir takım iç çekişmeleri var, önümüzdeki dönemde bir seçim var, orada da biraz politize ettiler bu olayları. Biliyorsunuz yakın zamanda bir takım skandal belgeler çıktı ortaya, UEFA’nın iç çekişmeleri, büyük takımları koruduğu, daha küçük gördükleri takımlara örnek olsun daha sert cezalar verdiği de bu belgelerle ortaya çıkıyor. Galatasaray’ın aslında biraz orada lobi yapması lazım, aslında tüm Türk kulüplerinin de lobi yapması lazım. Ben orada sayın Servet Yardımcı’nın olmasını önemli görüyorum. Galatasaray ve diğer kulüplere UEFA süreçlerine çok büyük desteği olduğunu biliyorum. Sadece Servet Yardımcı’nın değil, Galatasaray’ın da alt kurullarında da önemli temsil lazım Türkiye futboluna. Alt kurullarda da aktif olan, çok ciddi başarılı insanların UEFA’da aktif olması lazım. UEFA’da Türk futbolunun sadece bir kişiyle yeteri kadar temsil edilmesi mümkün değil. Sayın Servet Yardımcı’nın alt kurullara da önemli hukukçular, spor yöneticileri hatta genç yöneticileri özellikle mümkünse yani 30’lu yaşlarında yeni insanların buralara gelmesi lazım. Zamanında Galatasaray bunu çok iyi yaptı, Galatasaray’ın eğitim seviyesinden gelen bir avantajı da vardı, Galatasaray Lisesi’nden Fransızca bilen öğrencilerin çıkması, UEFA’da Fransızca lisanının kullanılması, Galatasaray UEFA kurullarına zamanında çok aktif şekilde Türk futbolunu temsil için çok başarılı insanlar yolladı ve Türk futbolu burada iyi temsil edilmeye başlanmıştı, fakat daha sonra bu maalesef sürdürülemedi. Şu an Türk futbolunun UEFA’da hiçbir ağırlığı olmadığını alınan kararlardan görebiliyoruz, biz oraya sadece ceza alacağımız zaman savunmaya gidiyoruz, dolayısıyla Servet Yardımcı’nın orada olması önemli ama UEFA içindeki ağırlığın hızlı şekilde arttırılması ve daha çok Türk gencinin, Türk spor yöneticilerinin UEFA’nın alt kadrolarında aktif hale gelmesi lazım. Sadece bir kişinin bir konumda olması Türk futbolunun UEFA içindeki ağırlığı için etkili olmaz.
3 Numaralı Üye: “Galatasaray’da hiçbir başarı cezasız kalmaz” diye bir gelenek var. Bir de sizin hep bahsettiğiniz “başarı paylaşımı” mevzusu. Bu olumsuz geleneği ne zaman ve nasıl değiştirebiliriz?
Burak Elmas: Bu gelenek maalesef Türkiye içinde geçerli biraz, Türk sporu içinde geçerli maalesef. Bugün baktığını zaman her başarının arkasında giden hiçbir yönetim alkışlarla gitmiyor. Bunun iki sebebi var; bazen yönetimler başarıyı paylaşmayı bilmiyorlar. Sonuçta siz yönetimde bir temsil konumundasınız, bu başarıyı siz camia adına yöneterek alıyorsunuz. Bu başarı yönetimin değil camianın başarısıdır. Bazen fazla paylaşmak ve mütevazi olmak camiaları birleştirir. Bir diğeri de maalesef kendileri başarılı olmadı, kendi fikirlerinden olmayanlar başarılı oldu diye başarılı olanları eleştiren bir kesim var. Bunları ciddi şekilde ifşa edip gösterebilmek lazım. Ben UEFA başarısına bakıyorum; birazda tecrübe ile alakalı. Mesele kutlamalar, her kutlama bir öncekinden daha başarılı olur. Biz UEFA’yı aldığımız zaman maalesef başarı paylaşım problemi oldu. Bu kadar büyük bir başarı elde edilince kimse kimseye bırakmak istemedi. Halbuki Galatasaray’ın aldığı ortak bir başarıydı bu. Sonuçta Galatasaraylılar’ın tüm ögelerinin katkıları ile alınmış bir başarıydı bu. Keşke bunu paylaşabilseydik, keşke buradan ayrışmalar çıkmasaydı. Ama ben bu durumdan şahsen çok büyük dersler aldım, o zamanki yönetimin de yapabileceği çok şeyler vardı. Kötü niyetli insanları ortaya lanse etme hakkımız vardı. Her ne kadar bir aile de olsak her ailede biliyorsunuz bu tür insanlar olabilir ve bu insanları ne kadar çok ortada gösterirseniz o kadar faydası olur. O dönem bizi eleştirenler, UEFA’yı aldığımız zaman bizi eleştirenlerin çoğu daha sonra bir takım görevlere geldikten sonra bizi eleştirdikleri şeyleri yaparken veya kendileri göreve geldikleri için bizi eleştirdikleri şeylerin olmasına sessiz kalmayı tercih edebildiler. Hatta bir tanesi ile konuştuğumuz zaman kendisi bana şunu söyledi; ”Galatasaray’ın o zaman mali durumu UEFA Kupasını almak için bir yatırım yapmaya yeterli değildi.” Benim sorumda şu oldu: ”Sen Galatasaray’ın UEFA Kupası şampiyonu olmamasını, Galatasaray’ın daha az harcama yapmasına mı yeğlerdin?” dedim. Cevap: “Evet”. Yani burada uzun vadeli bir hedefe daha hızlı küçülerek bir finansal standardı sağlamakla, akıllı bir şekilde büyüyerek finansal gelirini büyüterek, markayı büyüterek bir gelir sağlama arasında kaldı bir ikilem içerisinde kaldı görüş açısından Galatasaray. Fakat yıllar içinde yaşadığımız birçok olay artık camiada yeteri kadar bu konuda fikir sahibi olmak adına dersler verdi.
İlker: Genç yaşta Galatasaray’da görev almak çalışma hayatınıza nasıl etki etti?
Burak Elmas: (gülüyor) Açıkçası ben çok şanslıydım, aile içinde babam daha aktifti. Biliyorsunuz genç yaşta üye oldum, o zaman profesyonel yapı yoktu. Aşağı yukarı zamanımın %75’ini Galatasaray için harcıyordum, çok da hoşuma gidiyordu. Çok sevdiğim bir yapıyı takdir ediyordum. O zamanlar profesyonel bir yapı olmadığı için stadın sene içindeki yapılması gereken bakımından tutun, basketbol takımı için… her tarafa çok koşuyorduk. Bunun avantajı ne oldu; ben Galatasaray’ın her bölümünün, her olayının içine girebildim, daha fazla Galatasaray’ı öğrenebildim, operasyon olarak yapılması gerekenleri daha fazla öğrenebildim. Bunu genç yaşta yapmak benim açımdan çok daha faydalı oldu çünkü belli bir yaşın ilerisine geçtiğiniz zaman bu kadar koşturmak, her yere girmek pek mümkün değil. Zaman zaman biz sevgili Ali Dürüst ile beraber Ali ağabeyle beraber Florya’da kazanların değişmesinden tutun dış boyasına, stadın altındaki kazanların boruların yenilenmesine, tribündeki inşaatlara kadar gider yerinde ilgilenir, o inşaatları izlerdik. Bu tabi çok büyük bir tecrübe oluyor, çok fazla şey öğrenebiliyorsunuz.

Hikmet: Yönetim kurulunda yer almış her bir isim, bugün başkan olsa kimse garip karşılamaz sanırım. Bu seviyede bir yönetim kurulunu bir araya getiren ve bir arada tutan unsurlar sizce nelerdir?
Burak Elmas: Ben birçok yönetimde bulundum, yönetim kurulları oluşurken maalesef seçimler öncesinde biraz siyasi kaygılara kurban gidiyor, oy için alınan kişiler oluyor, seçim bittikten sonra oy için alınan bu kişilerin Galatasaray için gereken şeyleri yapmadığını görüyorsunuz. Yönetim Kurulunu bir arada tutmak liderlik vasfı, Galatasaray’da başkan çok kritiktir. İş hayatında da biliyorsunuz bunu herkes söyler; lider vasfı, lider özelliği… Lider çok önemlidir, lider bir camiayı çok zor bir süreçten çok başarılı bir şekilde geçirirken, çok başarılı bir süreçte de çok ayrıştırıcı işler yapabilir. Galatasaray başkanının lider vasıflara sahip olması, bu vasıfla camiayı arkasından sürükleyebilmesi ve Galatasaray’ı bir araya getirebilmesi çok önemli. Yönetim Kurulunda bir birliktelik sağlayamayan, o kurulu tek vücut haline getiremeyen bir liderin bütün camiayı bir araya getirmesi söz konusu olamaz. Başta başkan ayrıştırıcı olursa, camianın geri kalanı bir araya gelemez, başkanın liderlik vasıfları bu yüzden çok önemli.
İlker: Galatasaray’ın bir taraftarısınız aynı zamanda, taraftarlar olarak seçimlerin bize yansıyan ve bizi üzen ‘olumsuz’ havası nasıl kırılabilir?
Burak Elmas: Ben her şeyden önce taraftarım, bugün Galatasaray’ı karşılıksız seven bir taraftarım. Hatta bazen taraftarlığımın ön plana çıktığını eleştirenlerde olur Galatasaray’ın içerisinde ama ben de sonuçta taraftarım. Kaybetmek istemediğim tek özellikte Galatasaray taraftarı olmak ve açıkçası ben biraz fanatik olmakla suçlayanlar da oluyor yakın çevremde ama ben buyum… Bu olumsuz havanın kırılması ancak önemli liderlerle olur. İşine yarıyor diye bu olumsuz havayı körüklemek ve kösteklemek bana göre Galatasaray’a zarar verir. Birleştirici, bütün camianın lideri olabilecek bir liderlik yapması lazım mevcut başkanın. Eğer ayrıştırıcı olursanız bu ayrışmanın size kısa vadede faydası olabilir belki fakat Galatasaray’a hiçbir zaman faydası olmaz. Galatasaray’ın doğruları çok belli, doğruları anlatır ve doğruların arkasında herkesi birleştirirseniz ve herkes her şeyi net bilirse ben Galatasaray’ın bu kadar ayrışacağını düşünmüyorum. Ayrıca tabi ki diğer Galatasaraylılara da çok önemli görevler düşüyor. Bugün bu ayrıştırmanın içinde hiçbir taraf tamamen haklı değil, her taraf olarak gözüken birleşimlerde bazı kişilerde hata var, herkeste kendi içinde hata yapan kişileri bir şekilde pasifize etmeli. Benim arkadaşım hata yaparsa doğru yapar, onun arkadaşı hata yaparsa yanlış yapar görüşünden ziyade Galatasaray için doğruyu ya da yanlışı kim yapıyor? Buna bakmak lazım, bu konulardan uzaklaşmak lazım artık. Eskisi gibi kapalı kapılar ardında gerçekleşmiyor her şey, sosyal medyanın gelişmesi, iletişimin gelişmesi ve artık herkes her bilgiye sahip, dolayısıyla doğru bilgilendirme ve yanlış yaratma algısının önüne geçmek çok önemli.
3 Numaralı Üye: Tüm bu veriler ışığında; bir gün Galatasaray’a başkan olmak istiyor musunuz?
Burak Elmas: Benim en büyük önceliğim canımdan çok sevdiğim Galatasaray’ın iyi yönetilmesi, Galatasaray’ın iyi olması. Ama bu iyi yönetilmediği takdirde, Galatasaray’ın olması gereken yerde olmadığı takdirde eğer benim bilgi ve birikimime bir teveccüh olursa kesinlikle bu görevden kaçmak istemiyorum ve elimden geldiği kadar, ailevi şartlar el verdiği kadar destek olurum. Geçen dönem böyle bir şey olmadı, ama ilerleyen dönemlerde böyle bir teveccüh olursa, daha iyi bir başkan adayı çıkmazsa, camia içerisinde bana bir görev tebliğ edilirse bu görevden kaçmam.
*****
Hikmet: Sizin de yönetimde bulunduğunuz dönemde alınan UEFA Kupası ve ardından gelen Süper Kupa başarılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüzde hangi başarıya eşdeğer sizce?
Burak Elmas: UEFA Kupası ardından Süper Kupa, Galatasaray o dönem bence bir daha Türk futbolunda olmayacak kadar başarılı bir iş yaptı, takımı uzun süre bir arada tuttu, uzun süre bir hocayla çalıştı. Dört sene Fatih Hoca’yla çalıştı, ondan sonra bir sistem kurdu. Süper Kupa’da da Fatih Hoca gittikten sonra biz yönetim olarak Fatih Hocanın sistemini devam ettirebilecek, mevcut oyuncuları bir arada tutacak bir teknik direktör arayışına girdik, Lucescu’yu da bu yüzden getirdik. O da zaten bence Galatasaray’da başarılı oldu ama maalesef biliyorsunuz O’nu kasıtlı olarak yıpratmak isteyenler oldu; O’nu camia olarak yeteri kadar koruyamadığımızı düşünüyorum. Bunu zaman zaman yapanlar var, bir ara Porto-Sevilla yaptı, bizde o dönem ciddi bir oyuncu grubu elde ederek bir başarı yakaladı. Fakat ben artık bu türlü dönemsel başarıların çok önemli olmadığını düşünüyorum. Bence başarı bunun iki-üç senede bir tekrarlayabiliyorsanız, yani Avrupa’da final oynayıp kazanmak, hatta üç-dört ve hatta beş sene aralığında bunu yapabiliyorsanız gerçekten Avrupa’da çok başarılı oluyorsunuz. Bundan sonra bunun yapılması çok önemli. Sadece bir UEFA kupasını 20 sene kutlamaktan ziyade onu üç-dört senede bir UEFA, Şampiyonlar Ligi’nde sürekli olmak, kalıcı olmak bence asıl başarı budur.
Hikmet: Tarihimizde yer alan en önemli zaferlerin altyapısını hazırlayan ve bu anlamda oldukça fazla sorumluluk alan Faruk Süren yönetiminin daha uzun süre görev yapmamasını nasıl açıklıyorsunuz?
Burak Elmas: İki tane şey söyleyebilirim Faruk Süren yönetiminin daha uzun kalmaması ile ilgili, birincisi; Faruk Süren çok vizyoner bir insan ve Galatasaray’da ciddi değişiklikler yaptı. Ama biliyorsunuz icraatte bulunan herkes hata da yapar, hataları yok mu? Çok eleştiri geldi ve Galatasaray’ın o gündeminde büyük ajandalar vardı, büyük değişimler yapmak istedi, bu değişimleri yaparken kasıtlı olarak eleştiren bir grupta çıktı, çünkü Galatasaray’da çok tutucu bir grupta var. Mesela siz 3 Numaralı Üye koydunuz isminizi, bence çok önemlidir. Bu “ateş ve güneş” olayında da yaşanan profesyonelleşme anlamında yaşanan olay aslında Galatasaray’ın bir gerçeğidir. Çok büyük bir kesim Galatasaray’ı ileri götürmek isteyen kesimle sürekli kavga halindedir. Bunun bu zamana kadar Galatasaray’a hiç faydası olmamış ve Galatasaray her zaman ileriye gitmiştir. Dolayısıyla bu kişilerin tutucu tutumu sadece Galatasaray’ın zaman kaybına sebebiyet vermiştir. Maalesef o dönemde Faruk Süren yönetimine yapılan hatta çok çirkin şeyler yapıldı, Galatasaray’a yakışmayan şeyler yapıldı, bu kavga döneminde Galatasaray sadece zaman kaybetti, bunu da hepimiz biliyoruz. Eğer o dönem Faruk Süren yönetimi veya Faruk Süren yönetiminden gelen kimseler devam edebilselerdi, bence Galatasaray çok daha hızlı şekilde daha iyi yerlere gelebilirdi.
Hikmet: O günün şartlarında hedefler nelerdi ve ne kadarına ulaşıldı?
Burak Elmas: Hedefler Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğuyla beraber gelen bu yükselişin marka değerini yükseltip bu marka değerini finansal büyümeye, ciro büyümesine ve ciddi anlamda Galatasaray’ı bir üst lige çıkarma kavgasıydı. O zaman çok enteresan şeyler oldu, mesela bugün hep eleştirilen stadyum meselesi. O gün biz stadın finansmanını almayalım dahi diye uğraşanlar oldu, bu isimleri ben tek tek biliyorum. Eğer Galatasaray kendi arazisi üstünde kendi modern stadını yapma kabiliyetine sahip olsaydı, daha hızlı bir şekilde ilerleyebilirdi. Bunların hepsi içerideki kavga, kıskançlık sebepleriyle engellendi. Açıkçası bir nebze Galatasaray’ın iyi olması için yapılması gereken hamleler camianın bir kısmının yaratmış olduğu Faruk Süren ve yönetimine nefrete kurban gitti. Çok büyük hatalar yapıldı ama zamanla çoğu kişi o hatayı anladı. Bu arada Faruk Süren başkan olarak ne yapabilirdi? Bence bu kavganın taraflarına biraz daha yumuşak davranıp, biraz daha onları birleştirici bir tutum ortaya koyabilirdi, bunu kendisine de söyledim. Galatasaraylı başkanına dokunmak istiyor, başkanını hissetmek istiyor, başkanının elini tutabilmek istiyor, konuşabilmek istiyor. Galatasaraylı kendine uzak başkan olduğu zaman daha sert eleştiriler yapıyor, bu sebeplerden Galatasaray paydaşlarına daha yakın olunabilir.
3 Numaralı Üye: Fatih Terim, Faruk Süren ve Hakan Şükür ayrılmasaydı Şampiyonlar Ligi’ni alabileceğimize sizin de bizler gibi inandığınızı görüyoruz. Bugün birçok büyük bir sektör haline gelen futbolda Galatasaray’ın tekrar bu başarılara yaklaşması mümkün müdür sizce?
Burak Elmas: Evet, UEFA ve Süper Kupayı aldıktan sonraki sene Şampiyonlar Ligi’ni alabilirdik. Fakat o sene biz hakikaten o başarıyı camia olarak kullanamadık. Bir kısım ciddi şekilde yönetimi eleştiriyordu, hatta bu konuda Fatih Terim’i bile kullanmaya çalışan insanlar oldu, Fatih Terim’e baskı yapan insanlar oldu. O sırada çok talihsiz şeyler oldu aslında, o sene biliyorsunuz Bosman Kuralı yeni yeni uygulanmaya başlanmıştı, Türkiye bunun içerisinde değildi. Bir anda oyuncularımız başarılı olunca bedava transfer etmeye çalıştı kulüpler, Inter bunun en aktifiydi. Oyuncularımızda tabi bu başarıların üstüne Avrupa’da oynamak avantajını sağlamak hem de maddi olarak bir ilave gelir sağlayabilmek için bu yolu tercih ettiler. Çok hatalar oldu, aslında bu hataların bir kısmı da konjonktüreldi. O günden sonra gelişen dönemde Avrupa futbolu biraz değişti. UEFA maalesef “Elit Kulüpler” dediğimiz büyük kulüplerin baskısıyla karşı karşıya kaldı. Galatasaray 2001-2002 yıllarında Avrupa’da bir başarı daha yakalayabilirdi, fakat bundan sonra Avrupa’da başarı yakalamak gerçekten güç hale geldi, çünkü gelir dağılımında Avrupa büyük kulüpleri daha da büyütürken, ufak kulüplerinde gelir getirmesine rağmen büyük kulüplere yaklaşmasının önünü kesti. Elitlerin ayrılıp kendi liglerini kurmaması için elitlere daha fazla para vardı. Baktığınız zaman sonunda ilk sekize oynayan kulüpler aşağı yukarı hep aynı, bir kulüp girip çıkıyor, bir tane sürpriz girse de girdikten sonra ertesi iki-üç sene UEFA FFP dahilinde ceza alıyor, çünkü o bir senede ciddi yatırım yapmış oluyor, ondan sonra da yok oluyor. Artık eskisi gibi büyük kulüplerle iyi bir oyuncu grubu yakalayarak mücadele etmenin ben mümkün olduğuna inanmıyorum, hem kulübün gelirlerinin çok yüksek olması lazım. Çünkü dünya piyasasına bakıyorsunuz, yabancıların artık sürekli kulüp değiştirdiği ortamda, büyük elit kulüpler profesyonel olarak da daha iyi yönetildikleri için, istedikleri oyuncuları da rahatça alıyorlar. Onlar istediğini aldıktan sonra siz geri kalanına bakıyorsunuz, bütçeniz dahilinde. Altyapıdan oyuncu yetiştirseniz bile, yetiştirdiğiniz oyuncu belli bir kalitenin üstüne çıkarsa size hizmetinin tamamını veremeden hemen transfer ediyorlar. Arda, Emre örneğine bakın mesela, Galatasaray alt yapısından çıktılar. Tam Galatasaray’a daha fazla fayda verebilecekken yabancılar parayı bastırıp bonservis bedellerini alıyorlar, dolayısıyla altyapıdan oyuncu yetiştirseniz bile bunun avantajını ancak birkaç sene kullanabiliyorsunuz. Finansal güçlü olmak, gelirlerinizin yüksek olması ki biliyorsunuz mücadele eden takımların gelirleri 300 milyon Eurolardan başlıyor. Son sekize oynayan takımlara bakarsanız 300 milyon Euro ve üzeri gelirleri var. Siz gelirlerinizi bu noktaya FFP kuralları içinde yöneterek taşıyamadığınız zaman uzun süreli başarılı elde edemezsiniz artık. Galatasaray böyle bir başarı elde etmek istiyorsa çok daha kurumsal yönetilmeli ve gelir seviyesini sürdürülebilir bir şekilde minimum bu seviyelere taşımaya başarmalı, şu an buraların çok uzağında her Türk kulübü. Galatasaray bu noktalara gelebilir mi? Evet gelebilir ama sürekli değişen stratejilerle mümkün değil.
İlker: Galatasaray’ın en başarılı döneminde, o ekibin içinde siz de vardınız. O ekipte olup, şu an olmayan bir şeyler var mı, varsa neler?
Burak Elmas: Çok enteresan, o başarılı ekibin içinde bende vardım, ben hatta ekibin içinde en genç insan olduğum için herkesle beraberdim ve hakikaten genç olarak o dönemleri algılama fırsatım oldu. Ben o dönemin en önemli özelliği olarak şunu görüyorum; Yönetim Kurulu birbirini çok seven bir Yönetim Kurulu’ydu, beraber yaşayan bir Yönetim Kurulu’ydu. Yani biz akşam yemeklerine beraber giderdik, herkes doğum gününü beraber kutlardı, Fatih Hoca Fulya Hanım’da her zaman beraber görüşürdük, eşler beraber görüşürdü, sürekli beraber ailecek yaşayan dost olmuş bir Yönetim Kurulu ve sırtını birbirine dayayabilen insanlar grubu olmuştuk. Bunu sağlamak çok önemli, Faruk bey bunu zamanında sağlamıştı. Bunun çok büyük avantajları oldu, herkes birbirinin görev alanına saygı duyardı, Fatih Hocayla Ali ağabey ve ben konuşurduk onun dışında kimse konuşmazdı, kimse “bunlar niye burada, onlar konuşuyor biz niye konuşamıyoruz” demedi. Herkes birbirinin görev alanına saygı duyardı ama herkes herkesle her şeyini paylaşırdı, kimse kimseden bir şey saklamazdı. Tabii arada buna uymayanlar oldu, onlarda zaman içinde bu kadar iyi anlaşan bir grup içerisinde gerekli tepkileri görerek ya o tutumdan uzaklaşıyorlar ya da kendilerine çeki düzen veriyorlar. O birlikteliği ben daha sonraki yönetimlerde görmedim. Bir de çok önemli bir şey vardı Faruk bey döneminde, Faruk bey her yöneticiden çok daha fazla çalışırdı, yani kendi alanınızda bile bir hukuki evrak ya da kural varsa siz başkanınıza gittiğinizde O’nun bu konuda en az sizin kadar hatta sizden daha fazla bilgili olduğunu, okumanız gereken evrakı sizden önce okuduğunu bilerek giderdiniz. Başkanınız çok çalışan, çok az uyuyan ve sizden fazla konuyu bilmeye özen gösteren birisi olunca bu her Yönetim Kurulu üyesini kendi alanında daha fazla bilgi sahibi olmaya ve daha titiz olmaya yönlendirirdi, bunlar avantajdı tabii.
İlker: UEFA Kupasını aldığımız dönemde bütçe olarak bize tek yakın olan takım Bologna, O’nlar da bizden ileriler. Başarıları getiren etkenler sadece kadro, imkân, tesis ve bütçe midir? Bunların olması yeterli değil ise, ihtiyaç duyulan en önemli faktör nedir?
Burak Elmas: Sportif planlama, sportif planlama, sportif planlama diyorum, neden? Örnek göstereyim; sportif planlama altyapısıyla, oyun yapısıyla hepsiyle bir arada. Sizin beş sene sonra on sene sonra belli mevkilerde eksiğiniz varsa bu mevkilere alt yapıdan oyuncu yetiştirmek için bugün başlamanız ya da yabancı oyuncuları beş sene önceden takip ediyor olmanız lazım ki doğru fiyatlı, sisteme uyacak doğru kişileri, doğru karakterli kişileri alıverin. Yani sportif planlama olmadan transferler panikle son güne kalabiliyor bunun örneklerini sürekli yaşıyoruz, hem maliyeti yüksek oluyor hem de oyuncunun karakterine tam bakmadan alıyorsunuz, uyum sürecinin nasıl olacağını bilmiyorsunuz. Sportif planlama başarının ana kriteri, beş ve on senelik sportif stratejinin maliyetlerinin yansıdığı, gelir elde etmek için başarıların içine katıldığı ve her üç senede bir yenilenen finansal planlara bağlanması Galatasaray’ın finansal sürdürülebilirliği için çok önemli. Tabii bütün bunları yaparken Galatasaray’ın şu anda ödemesi gereken ciddi bir borç yükü var, bunu ödemek için de Galatasaray daha sıkı yönetilmeli ve daha doğru stratejiler belirlemeli. Galatasaray’ın hata yapma lüksü yok, mevcut borcu bu kadar yüksek olmasaydı ufak tefek lüksü olabilirdi fakat şu an hiç yok. Bu yüzden çok daha detaylı, stratejik ve istediğiniz şeyler istediğiniz doğrultuda gitmeyince acilen ana finansal plana, borçlarınızı ödemeye dönecek aktiflikte bir strateji yönetimi lazım.

*****
Hikmet: Bugün Türkiye’de oynanan futbolu içerik ve saha dışı anlamında bir ülkeye ve bir döneme benzetmemiz gerekseydi, hangi döneme ve hangi ülkeye benzetirdiniz?
Burak Elmas: Bir ülkeye benzetemiyorum çünkü parça parça değerlendirmek lazım. Örneğin taraftar konusunda ve sahaya müdahale konusunda, tribündeki olaylar konusunda ciddi bir pozitif ilerleme olduğunu düşünüyorum. Hem taraftarın bilinçlenmesi, hem çıkan olaylar konusunda ciddi bir azalma var. Hakemler konusunu az önce belirttim, hakemlerin adil uygulama konusunda ciddi problemler var. Türkiye kendi içerisinde hakikaten özel bir durumda, başka bir ülkeye benzetmem mümkün değil. Örneğin şunu söyleyeyim size; bir yabancı kararı alınıyor, yabancı kararının Anadolu takımlarının güçlenmesine, ülke futboluna katkısı malum. Bir anda kendi aldığı kararı, kendisi uygulamaya soktuğu kararı tartışan bir futbol ülkesi oluyoruz. Hiçbir kararımız beş-on senelik değil, Milli takım dahildir buna. Uzun vadeli sistemi ve planı olmayan bir ülke hiçbir zaman futbolda başarılı olamaz. Maalesef bizim kararlarımız senelik, bazı takımların görüşüne göre değişiyor ve her seferinde bir sene ya da üç ay önce aldığımız kararın bile tartışılmasına izin veriyoruz. Örneğin yabancı kuralı hakkında karar alınmış durumda. O kararın süresi bitene kadar bir daha tartışılmaması lazım.
Hikmet: Örnek model kabul ettiğimiz kulüpler arasında bu tip manipülasyonlar ile karşılaşan var mıdır? Bu konuda bireysel ve kültürel birikimin etkisi ne seviyede olabilir?
Burak Elmas: Kültür birikiminin etkisi olmasıyla beraber, aslında olaylara bağımsız bakabilme kabiliyeti de çok önemli. Ben bunun Galatasaray’da çok oturduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi de şudur; hatırlarsanız sahaya müdahale konusunda eskiden bu çok fazla olurdu. Taraftar tabi ki çok büyük etken ama sahaya bir şeyler yapıp, bir şeyler atıp oyunun bir kısmını kesmek vesaire gibi olaylarla sahaya müdahale edip, maçın kazanılmasında katkıda bulunduğunu hissederdi. Galatasaray, Avrupa’da en çok mücadele eden Türk kulübü, Avrupa’da bu normlarla beraber en fazla maç seyreden Galatasaray taraftarıdır, taraftar artık bu normları öğrendi. Galatasaray taraftarı sahaya bir şeyler atmanın yanlışlığını _tabi ki istisnalar olabilir_ ama genel olarak söylüyorum sahaya bir şeyler atarak müdahalenin yanlışlığını, bunun futbolun içerisinde olmadığını Avrupa normlarında mücadele ederek özümsedi, dolayısıyla sahamızda bu durumlar en az seviyeye indi. Fakat diğer kulüpler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, yurt dışına çıktığınız zaman artık futbolun sahadaki mücadele ile sınırlı olduğunu, maç öncesi yapılan, maç sonrası yapılan spekülasyonların aslında daha aza indirgendiğini görüyoruz. Türkiye’de maalesef basının da bu konuda önemli rolü var. Bugün basında olayları futbol dışı polemiklere çeken kişilere prim tanıdığını görüyoruz, hiçbir şekilde futbol konuşulmuyor, futbol dışı ögeler konuşuluyor. Eleştirildiği zaman yapıcı değil de bitirmek üzerine eleştiriliyor. İki mağlubiyet sonra antrenörün o kulüpte yapabileceği uzun vadeli stratejiler değil de iki üç maçta yapamadıkları konuşuluyor, onun içinde çok kaliteli antrenör ve futbolcular Türkiye’de tutunamıyor bazen.
Hikmet: Galatasaray’da sürdürülebilir bir başarı çizgisi olmamasını neye bağlıyorsunuz?
Burak Elmas: Sebebin başkan seçimlerindeki kriterlerin aslında Galatasaray’da kısa vadeli başarılara göre olmasını düşünüyorum. Galatasaray’da uzun vadeli bir strateji yok, Galatasaray’ın bir stratejik planı yok. Her gelen yönetim kendi Galatasaray doğruları ile Galatasaray’ı yönetmeye çalışıyor, kendi stratejisini yapıyor, her spor dalında kendi istediği yatırımları yapıp kendi oyuncularını transfer ediyor. Galatasaray’ın uzun vadeli gelen yönetimlerin o stratejileri uygulama konusundaki başarıların ölçüleceği bir seçim kriterine ihtiyacı var. Ayrıca kısa vadeli başarının iki avantajı var; seviniyorsunuz. Tabi bu olunca uzun vadeli başarılardan ödün veriyorsunuz. Kısa vadeli başarıyı sadece kendi başkanlığını perçinlemek ya da yönetim kurulunu başarılı kılmak için ön plana çıkarmayan, bazen kısa vadeli başarısızlıkları veya bir takım kısa vadeli başarısız geçecek dönemi uzun vadeli başarı için doğru uygulayan yönetimlerinde olması önemli.
Hikmet: Ekonomik ve sportif başarı için anahtar kelimeler sizce hangileridir?
Burak Elmas: Spor stratejisi uzun vadeli olur, kısa vadeli hiçbir spor stratejisi ile hiçbir kulüp başarılı olamaz. Galatasaray’ın her şubesinde uzun vadeli stratejik plan yapması lazım. Buraya liyakat ile yöneticiler yetiştirmesi ve bu yöneticilerin şubesinde aktif olmalı. Her yönetim kendi düşündüğü kişiyi getirmemeli. Yönetim kuruluna, yönetimine insan yetiştirmekten ziyade Galatasaray’ın kritik sportif şubelerinde Galatasaray değerlerini benimsemiş, uzun vadeli stratejilere katkıda bulunacak yönetici yetiştirmek çok önemlidir, sürekli profesyonel yetiştirmek çok önemlidir. Galatasaray maalesef insan kaynakları yönetimi konusunda son derece başarısız. Her gelen yönetim kendine göre strateji belirleyip, Galatasaray’ı yeni bir yöne doğru sevk etmemeli.
Hikmet: UEFA kriterlerini sürdürülebilir kılmak için nasıl bir yapıya ihtiyaç var sizce?
Burak Elmas: Bu kriterleri sürdürülebilir kılmak için Galatasaray’da ciddi bir kurumsal yapıya ihtiyacı var. Galatasaray kurumsal yapı ile kulüp yönetimi arasında sıkışmış durumda. Galatasaray’ın hem kulüp yönetimin de hem de Sportif A.Ş.’de ciddi bir kurumsal yönetime ihtiyacı var. Kurumsal yönetim dediğim nedir? Bütün süreçlerinin belirlendiği, bütün iç süreçlerinin ve denetleme süreçlerinin ciddi şekilde belirlendiği, hem yönetim kurulunun hem de profesyonellerin başarı kriterinin net olarak ortaya konduğu ve bunların denetiminin senede bir kere değil de sürekli hale getirecek bir sistem olması lazım. Hataların önceden tespit edilip, yapılacak hatalara önceden önlem alan bir sistem olması lazım, Galatasaray’da maalesef şu an böyle bir sistem yok. Ama bu sistemin kurulmasının da çok kolay olduğunu düşünüyorum, benim gördüğüm bu altı ay içerisinde ciddi bir sistem şekline getirilebilir. Galatasaray’ın her sene bütçe vermekten ziyade, şahsen benim kanaatim her seçilen yönetimin en az üç hatta beş senelik finansal hedefler ortaya koyması lazım. Galatasaray’ın mutabık olduğu ortak finansal hedefler peşinde koşması lazım. Bu senelik bütçelerle vesaire bu büyük yapıyı artık götüremezsiniz. Galatasaraylı üç-beş hatta on senesini finansal ve sportif olarak görebilir ve kontrol edebilir hale gelmeli.
*****
İlker: Özellikle son dönemlerde sosyal medyada görülen bir söylem var “Galatasaray önünde sonunda satılacak” bu duruma nasıl bakıyorsunuz? Bu suni bir gündem oluşturmak, camiayı olumsuz yönde etkilemek için mi, yoksa böyle bir durum var ve bu gerçeğe alıştırmak için mi?
Burak Elmas: Galatasaray’ın satılması demek, bizim Galatasaray’ımızın bitmesi demek. Galatasaray için “satılacak” söylemlerini yapanlar çok hata ediyorlar ve satılmasını destekleyenlerde hata yapıyorlar. Galatasaray satılırsa bizim olmaz, Galatasaray beraber yaşadığımız müddetçe ve temsil ettiği değerler, kültür yaşadığı müddetçe bizim Galatasaray’ımız. Biz bir futbolcu yüzünden veya bir renk yüzünden Galatasaraylı olmadık, Galatasaray’ın kültür birikimi, tarihi, temsil ettiği değerler yüzünden Galatasaraylı olduk. Galatasaray satılırsa bu değerler bütünü yok olur! Galatasaray’ın satılmasına izin vermemeliyiz, veremeyiz. Bu yüzden de Galatasaray’ın çok sıkı yönetilmesine hatta kısa vadede acı reçeteleri de kabul edebilir durumda olmalıyız ki, Galatasaray birinci önemli kültür birikimi, değerlerin yaşamasın. Kısa vadeli başarılar için değerlerimizden ve kültür birikimimizden ödün vermemeliyiz, doğru kişileri seçmeliyiz, doğru şekilde yönetilmeliyiz ve hata yapmamalıyız.
İlker: Ali Sami Yen günlerine kavuşmamız için neleri yapmamız gerekiyor?
Burak Elmas: Ali Sami Yen günlerine kulüp olarak kavuşabilmemiz için bana göre en önemli şey Galatasaray’ın bir toplumsal sözleşmesi eksik. Yani Galatasaray’ın kendi arasında ne olmak istediğini, geçmişten gelen tarihi kültürünü ne kadar ileri taşıyabildiği, özellikle hangi ögelerini ileriye taşıması gerektiğini belirlemeli. Bu toplumsal sözleşmeyi yaptıktan sonra herkese bunun anlatılması, herkesin bu konuda eğitilmesi lazım. Çünkü Galatasaray eskisi gibi 300-500-1000 kişiye hitap eden bir organizasyon değil, milyonlara varan bir organizasyon. Bu sözleşme Galatasaraylıyı Galatasaray konusunda doğru şekilde eğitmeli, bu eğitime çok önem veriyorum. Örneğin ben yönetici olmadan önce çok sevdiğim Levent ağabeyim beni senelerce Galatasaray’da masalarda oturttu, ben dinledim onlardan ne yapılması gerektiğini, Galatasaray’ın ne olduğunu, tarihinin ne olduğunu, Galatasaray’da geçmiş tartışmaların Galatasaray’a ne zararlar verdiğini, bunların hepsini dinledim ve öğrendim. Tribün de böyledir, tribün bir eğitim sürecinden geçer. Başlarsınız 7-8 yaşında gitmeye, ağabeyleriniz ne yapıyor neye izin veriliyor tribünde, neye izin verilmiyor öğrenirsiniz. Tabii stat büyüdükçe bu eğitim zorlaşıyor fakat eğitimi daha düzgün yapma ihtiyacı doğuyor. Eskiden kapalıya, açığa giderdiniz ağabeyleriniz onu yapma bunu yapma derdi, nasıl davranılması gerektiğini Galatasaray tribününde öğrenirdiniz. Artık tribünler çok büyük, dolayısıyla bu eğitim sadece tribünde yapılmaz, tribün dışında da yapılması lazım, Galatasaray’ın tüm paydaşlarını bir araya getirerek bu eğitimi yapmak lazım. Ben Galatasaray’da artık iç iletişim sisteminin çok kuvvetli olması gerektiğini düşünüyorum, buna bir “aidiyet programı” diyebilirsiniz. Galatasaray aktif her taraftarıyla, her üyesi ile konuşabilmeli, her üyesini dinleyebilmeli, bunun dünyada çok örneği var. Bunu Galatasaray’da çok iyi şekilde yapabiliriz. Galatasaray her gün her üyesi ve taraftarıyla her gün konuşabilmeli, dinleyebilmeli ve bunun direkt yöntemleri var, her üyenin Galatasaray çatısı altında kayda alınması, her Galatasaraylının Galatasaray çatısı altında kayda alınması gerektiğini düşünüyorum. Bence bu Galatasaray’da kısa sürede yapılabilir fakat maalesef gelen yönetimler ateş söndürmekten uzun vadeli pozitif etkileyecek hareketler yapma vakti bulamıyorlar. Galatasaray’ın bu borç sorunu neredeyse Galatasaray’ın finansal yönetimini, günlük yönetimini stratejik yönetiminden ayırmak ayırma ihtiyacı var. Bence bu eğitimle Ali Sami Yen’in eski günlerine kavuşmak çok önemli. 2000’li yıllardaki Galatasaray’ın bugünkü Galatasaray taraftarının aktifliğinde çok önemi var. 39 süreci, Alp Yalman başkanın döneminde Avrupa atılımları hatta Ali Uras başkanın dönemine giden Galatasaray’ın Avrupa’da başarıları Türk futbolunu da yükseltmesi Türk futbolunu da ileriye götürmesi birçok genç arkadaşımızın Galatasaraylı olmasına sebebiyet verdi. Fakat bu genç arkadaşlarımıza Galatasaray’ı eskisi kadar iyi anlatma imkânı bulamadığımızı düşünüyorum. Galatasaray tarihini, değerlerini, Galatasaray’da her kurumun her dönemin ne anlama geldiğini, hatalarımızı yaptığımız doğrularımızı, yaptığımız doğrularımız sonrasında olan hataları bunları da anlatmak lazım, herkesin Galatasaray’ı iyi tanıması lazım, bence bu da Galatasaray kulübünün oynaması gereken bir roldür.
İlker: Son dönemde sürekli olumlu mesajlar veriyorsunuz, bu olumlu hava büyüyerek taraftar ve camiaya ekstra pozitif katkı yapıyor. İhtiyacımız olan bu olumlu havayı bir gün içeride tam anlamıyla görebilecek miyiz?
Burak Elmas: Olumlu havayı görmek için dediğim gibi lider önemli. Geçen gün BBC’nin yapmış olduğu Mustafa Kemal ATATÜRK ile alakalı bir belgeseli seyrettim. Atatürk çok iyi bir liderdi, en büyük özelliklerinden birisi de en kötü durumlarda bile etrafındaki askerleri ve topluluğu bir araya getirip liderlik yapıp onları bir amaç doğrultusunda topluca yürümeyi sağlayabilmesiydi. Bu Galatasaray içinde aynı şey, iyi bir lider olursa, doğru liderlik yaparsa ben pozitif havanın yakalanmaması için bir sebep görmüyorum. Tabii bunu yapan kişinin Galatasaray’ın bütün paydaşlarını iyi tanıyor olması lazım. Paydaş derken ne diyorum? Geçmişten tecrübeli ileri yaşlarda ağabeylerimiz, Divan Kurulunun kuruluşu, üyeliğin kuruluşu, Galatasaray Liseli nasıl düşünür, taraftar nasıl hisseder, ultrAslan kimdir nasıl hareket eder, bunların hepsini bilerek, bunların hepsini ortak payda da birleştirme özelliği göstermesi lazım liderin, ben bunun yapılabileceğini düşünüyorum.
İlker: Bu söyleşi üzerinden taraftara bir mesaj vermek ister misiniz?
Galatasaray taraftarına mesajım; biliyorum, hepsi canlarından çok Galatasaray’ı seviyorlar. Maalesef çok büyük bir bilgi kirliliği var mevcut günlerde. Onlardan tek dileğim; Galatasaray’ı iyi okusunlar, iyi anlasınlar ve aslında hepimiz için Galatasaray’ı koruma önceliğinin kültür birikimi ve temsil ettiği değerler olduğunun farkına varıp o çerçevede davransınlar. Her birimizin bir birey olarak çok önemli görevi var; her bir birey kendine o görevi alıp Galatasaray’ı kendi çapında korumaya özen gösterirse çok büyük başarılara hep beraber ulaşacağımıza inanıyorum. Kısa vadeli başarısızlıklardan, kısa vadeli hatalardan çok fazla etkilenmesinler, uzun vadeli bakabilsinler işe. Bizim amacımız Galatasaray’da sadece bu sene, önümüzdeki sene şampiyon olmak değil, on sene sonra _bu da en kısa vadedir benim gözümde_ Şampiyonlar Ligi’ni almayı hedefleyen ve Şampiyonlar Ligi’ni her sene almayı hedefleyen bir kulüp haline gelmemiz, ayrıca diğer şubelerde de en tepeye oynayabilecek, on sene sonra da her sene de en tepeye oynayabilecek bir yapıya kavuşan bir Galatasaray. Yani biz çocuklarımıza sürekli en tepede oynayan, bu değerler bütününü bütün dünyaya yayan, kültür birikimini gururla bütün dünyaya yayan bir camia bırakmak istiyoruz. Herkes bunun bilinci ile hareket etsin, kısa vadeli düşünceden uzaklaşarak uzun vadeli hedeflerini Galatasaray’ın herkesin kendine hedef olarak belirlemesi çok önemli. Galatasaray’dan kimse ümidini kesmesin, Galatasaray hepimizin ve Galatasaray çok zor bir durumda şu anda sebebi de finansal durumdur, bu durumdan çıkabilir ama hata yapma lüksü yoktur. Galatasaray uzun vadeli düşünüp uzun vadeli planlara konsantre olmalıdır.
3numaraliuye.com adına: Sorularımıza verdiğiniz içten, samimi ve ayrıntılı cevaplar için tüm Galatasaray taraftarı ve site yazarlarımız adına teşekkür ederiz Sayın Burak Elmas. Umarım bir gün hepimiz gerçek büyüklüğüne erişen bir Galatasaray’a tanık oluruz. Bu uğurda “tarafı Galatasaray olan herkese” aracı olmak istiyoruz!
Size de bana bu şansı verdiğiniz için teşekkür ederim, size başarılar diliyorum önümüzdeki günlerde yapacağınız işlerde. Eminim ki Galatasaray için çok iyi işler yapacaksınız, bunlarda sonsuz başarılar diliyorum.
Blog’un kuruluş amacı ve isim hikayesi için https://www.3numaraliuye.com/3-numarali-uye/yazısını mutlaka okuyun!
Burak Elmas Kimdir?
Burak Elmas, iş hayatına aile işi olan ve Türkiye’deki en büyük bağımsız hızlı tüketim ürünleri (FMCG) distribütörlerinden birinde başlamıştır. Aile işini devam ettirdiği süre zarfında, Türkiye’de birçok uluslararası firma ile ortak girişimde (joint venture) bulunmuştur.Booker Cash ve Carry firmalarının Türkiye Piyasasına girmesine şahsen öncü olmuş ve Spar süpermarketlerinin Türkiye’ye girmesini sağlamıştır. Daha sonra ailesi ile birlikte Exel şirketiyle (halihazırda DHL grubunun bir parçası) ortak girişimle (joint venture) İngiltere merkezli uluslararası bir lojistik şirketi kurmuştur.
Burak Elmas, 2008 yılında, Godiva’nın Yıldız Holding bünyesine alınmasına öncülük etmek için Yıldız Holding grubuna katılmıştır. Burak, halihazırda Godiva Investments şirketinin CEO’su görevinde Grup Yönetim Kuruluna bağlı olarak görev yapmaktadır ve son dokuz yıldır Yıldız Holding bünyesinde çalışmaktadır. Yıldız Holding, gıda ürünleri imalatında en iyi bilinen, en büyük Türk işletmelerinden biridir. Şirket aynı zamanda diğer tüketici malları, perakende, özel sermaye fonu ve gayrimenkul faaliyetlerini de yürütmektedir.Yıldız Grup’un kilit yöneticilerinden biri olan Burak Elmas, görev süresince stratejik olarak çok farklı ve önemli görevler üstlenmiştir. Burak, grubun dahil olduğu ortak girişim şirketlerinde grubu Genel Müdür Yardımcısı olarak ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak temsil etmiştir.
Halihazırdaki Ortak Girişimleri – Godiva Perakendedeki görevinde/rolünde grubun uluslararası şirketlerle yaptığı Türkiye’deki ortak girişimleri yönetmektedir.
Bu ortak girişimler arasında Kellogg’s, Hero Group, Granini, McCormick, Cargill, Nissin, Spethman AG, SCA ve Gumlink bulunmaktadır. Gruptaki rolü/görevleri; Ortak Girişimleri – Godiva Perakende Genel Müdür Yardımcısı, Godiva Japonya Sorumlu Müdür, Godiva Kuzey Amerika Genel Müdür görevlerini içermektedir. Burak, mevcut rolünde/görevinde Godiva için yeni bir ‘pazara girme’ modeli oluşturmakla görevlendirildi ve bu çerçevede Godiva markasının yönetiminden ve markayı Atlantik’ten Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyaya yaymakla sorumludur.
Burak Elmas, daha önce Booker Cash ve Carry Türkiye’de İcra Kurulu Üyeliği, Exel Türkiye Yönetim Kurulu Üyeeliği, Kelloggs Med’de Yönetim Kurulu Üyeliği ve Galatasaray Futbol Kulübü Yönetim Kurulu Üyeliğine kadar çeşitli iş alanlarında kariyer sahibi olmuştur.
Galatasaray Spor Kulübünde Yönetim Kurulu Üyeliğini üstlendiği yıllarda, profesyonel futbol takımının yönetiminden sorumlu idi ve takım Türk futbol tarihinde ilk defa iki Avrupa kupasını da kazandı. Kaynak: https://www.galatasaray.org/p/burak-elmas/1140